İnsan ilişkilerinin o karmaşık doğasına yakından baktığımızda, her zaman karşımıza çıkan ve aşılması güç olan bir üçgen vardır: Kurulan düzen, sergilenen oyun ve tüm bunların ardında yatan çırılçıplak gerçeklik. İster sadece üç kişinin bir araya geldiği küçük bir topluluk olsun, isterse binlerin, milyonların buluştuğu devasa organizasyonlar...
Evrenin en cömert, en adil öğretmenidir güneş. Ayrım yapmaz; zenginle fakiri, haklıyla haksızı aynı ışıkla yıkar.
Hayat, alelade bir tesadüfler silsilesi olamayacak kadar kıymetli, üzerinde incelikle düşünülmüş muazzam bir nizamı hak edecek kadar zariftir.
Sadakat, sevgi, dostluk ve hatta o çok rasyonel sandığımız iş birliktelikleri… Hepsini ayakta tutan, gözle görülmeyen ama çelikten çok daha sağlam bir bağ vardır. Biz buna güven diyoruz, samimiyet diyoruz, vefa diyoruz.
Güneş her sabah doğduğunda, bize sadece yeni bir günün değil, yepyeni bir ihtimalin müjdesini verir.
"Ekip çalışması" günümüz iş dünyasının dillerden düşmeyen, fiyakalı ancak bir o kadar da içi boşaltılmış kavramlarından biri.
Hayat, kelime anlamı itibarıyla ardı ardına dizilmiş seçimler silsilesinden ibarettir. Peki, bu seçimlerin ne kadarını gerçekten bilinçli bir "biz" yapıyoruz? Üzerine titrediğimiz, altını çize çize savunduğumuz ve hayatımızın yönünü belirlediğini düşündüğümüz o kararlar...
Başarı hikâyelerinin neredeyse tamamı gizli ya da açık bir "biz" vurgusu taşır. Çünkü biliriz ki, tek başımıza atacağımız adımlar bir yere kadar iz bırakır; zirveye giden yol, şüphesiz ki doğru yol arkadaşlıklarından, yani birliktelikten geçer. Ancak tam bu noktada, altını kalın çizgilerle çizmemiz gereken büyük bir yanılgı var: Her birliktelik bizi başarıya götürmez.