SON DAKİKA

Planın ve yoldaşlığın geometrisi

Selçuk Akmaz - sselcukakmaz@gmail.com Perşembe 28 Mayıs 2026 02:00

Hayat, alelade bir tesadüfler silsilesi olamayacak kadar kıymetli, üzerinde incelikle düşünülmüş muazzam bir nizamı hak edecek kadar zariftir.

Günümüz dünyasının düştüğü en büyük entelektüel yanılgı, başıboşluğu bir özgürlük; plansızlığı ise sahte bir samimiyet göstergesi saymasıdır. Oysa hakiki bir aristokratik duruş, kaosun ucuz cazibesine kapılmayı değil, kaosa kendi iradesinin disiplinini dayatmayı gerektirir. İnsan, her daim nereye ve nasıl gideceğini bilen, kendi pusulasının mutlak efendisi olan bir varlık olmak mecburiyetindedir. Öyle ki, zihni dinlendirmek adına yapılan o meşhur, öylesine yürüyüşlerde bile asil bir ruh, gizli bir haritanın izini sürer. Başıboş dolaşırken, bir flâneur edasıyla sokakları arşınlarken dahi insan, aslında kendi içsel nizamının belirlediği görünmez bir yol üzerindedir.

Hal böyleyken, nihai ve somut bir hedefe doğru yola çıkıldığında, bu kutlu yolculuğun sıradan bir rüzgarın esintisine bırakılması düşünülemez. Menzile varmak niyetindeysek, yolun her aşaması, en ince ayrıntısına kadar titizlikle, adeta bir saat ustasının dişlileri yerleştirmesi gibi tasarlanmalıdır. Burada zikredilen "adım adım" ifadesi, retorik bir süslemeden ya da alelade bir kelime oyunundan ibaret değildir; bilakis, mutlak bir hakikatin tezahürüdür. Sağ ayağını mukadderatın zeminine basan bir insan, sol ayağının milimetrik olarak nereye yerleşeceğini henüz havadayken bilmelidir. Bu, hayata karşı geliştirilmiş en üst düzey savunma mekanizmasıdır. Her adımın bir sonrakini doğurduğu bu riyazi disiplin, kişiyi tesadüflerin aciz bir kölesi olmaktan kurtarır ve onu kendi kaderinin asil mimarı mertebesine yükseltir.

Böylesi bir mutlak planlama, sahibine sıradan kitlelerin asla erişemeyeceği müstesna imtiyazlar ve muazzam avantajlar bahşeder. Zira ne yapacağını, bir sonraki hamlesinin ne olacağını bilen bir zihin, zamanın ve mekanın getireceği sarsıntılardan muhaftır. Kriz anlarında sergilenen o hayranlık uyandırıcı soğukkanlılık, fırtınanın ortasında bile bozulmayan o vakur duruş, ancak ve ancak her ihtimali hesaba katmış titiz bir planın eseridir. Plan; entelektüel bir zırh, asil bir duruştur.

Ne var ki, bu kusursuz teorinin pratik hayatın engebeli zeminindeki imtihanı, bu dünyada yalnız olmadığımız gerçeğiyle başlar. Kendi zihnimizin steril krallığında adımları milimetrik hesaplamak nispeten zahmetsizdir; fakat hayat sahnesi, başka iradelerin, başka ritimlerin de dahil olduğu karmaşık bir operasyondur. Yanımızda bir başkası varken o katı, geometrik planın esnememesi imkansızdır. Bir başkasının varlığı, ilk bakışta bu mutlak nizamı zorlaştıran, planın pürüzsüz yapısını tehdit eden bir kaos unsuru gibi görünebilir. Yalnızlık, planın mutlakiyetini korur ancak insanı çoraklaştırır.

Tam da bu noktada, insanlığın en ulvi, en aristokratik müesseselerinden biri olan dostluk ve yoldaşlık kavramları devreye girer. Yalnızlık bir konfor olabilir, fakat yoldaşlık şüphe götürmez bir asalet göstergesidir. Kusursuz bir planı bir başkasıyla senkronize edebilmek, dostluğun o muazzam, dönüştürücü gücünü gerektirir. Gerçek bir yoldaş, sizin titizlikle çizdiğiniz planınızı bozan bir pürüz değil, o planın ritmine kendi zarafetiyle eşlik eden bir refakatçidir.

O halde dostluk, sadece duygusal bir sığınak değil; aynı zamanda insanın toplumsal varoluşunu, o ince elenip sık dokunmuş hayat planı içinde asaletle sürdürebilmesinin yegane teminatıdır. Dostluk olmasa, en kusursuz planlar bile soğuk birer mühendislik harikasından öteye geçemezdi.

Neticede, hayatı bir filozofun derinliğiyle fakat bir mimarın kesinliğiyle yürümek gerekir. Adımlarımızı milimetrik hesaplarken, kalbimizi de o asil yoldaşların adımlarına uydurmayı bilmeliyiz. Çünkü en muhteşem saraylar tek bir fatih için inşa edilmemiştir; en kusursuz yollar, yanında kıymetli bir dostla, adımların asil uyumuyla yüründüğünde gerçek menziline ulaşır.