SON DAKİKA

Trump'tan önce ABD'nin Türkiye siyaseti

Alparslan Türkoğlu Salı 21 Temmuz 2026 02:00

Üç yıla yakın süredir Amerika'nın Türkiye siyasetinin değiştiğini ve daha da değişeceğini delilleriyle, karineleriyle yazıyorum.

Amerika ile ilgili kanaatler haklı olarak o kadar olumsuz ki, insanlarımız bu dönüşüme inanmıyor, inanmak istemiyor. Aynı gerekçeyle dünyadan kopuk aydınlarımızın baskın çoğunluğu, BOP’un tedavülden kaldırıldığına da inanmıyorlar. Zihinler yıllar öncesine takılı kalmış.

Türk-Amerikan ilişkileri askeri dönemler ve İnönülü yıllar dışında daima dalgalıydı. Amerika’ya en yakın olduğumuz Özal devri, 12 Eylül’ün devamıydı. ABD ile ilişkilerimiz DSP-MHP-ANAP hükümeti Irak’a askeri müdahalede bulunmayı reddedince bozuldu. Ak Parti iktidarının ilk günlerinde tezkerenin reddi ilişkileri iyice geriletti. Askerlerimizin başına çuval geçirilmesi, ilişkilerin dip noktasıydı. 

Arap baharının başlangıcında ABD ve Türkiye, menfaatleri gereği Suriye ve Libya gibi ülkelerde birlikte hareket etseler de ilişkiler gergindi. Arap baharının bir komplikasyonu olarak DEAŞ, El Kaide ve Nusra gibi örgütlerin güçlenmesi, Amerika’yı bu örgütlerle mücadele edecek bir organizasyon arayışına itti. O tarihlerde siyasal İslamcı radikal terör örgütlerinin, dünyanın her yerinde eylem yapma kabiliyetleri vardı. Türkiye’nin sınırlarına dayanmadığı ve güvenliğini tehdit etmediği sürece bu örgütleri direk karşısına almaması menfaatlerinin gereğiydi.

Türkiye, Amerika’nın taşeronu olarak DEAŞ ve türevleriyle savaşmayı kabul etmedi. Barzani ve Talabani’nin de üstlenmediği bu göreve PKK, Suriye kolu olan PYD üzerinden gönüllü oldu. Türkiye’de çözüm süreci sürüyordu. PKK bu nedenle Ankara’nın bu ilişkiye muhalefet etmeyeceğini, en azından açıktan tavır almayacağını düşünüyordu. Çözüm süreci sayesinde Türkiye’de güçlenecek, belki hükümete katılarak iktidara ortak olacaklardı. Bu esnada Suriye’nin Kuzey’inde mümkünse devlet, değilse özerk bölge kuracaklardı. 

Washington’un beklentisi Ankara’nın ABD-PYD ilişkisine muhalefet etmemesiydi. Zira Ankara zaten PKK ile diyalog halindeydi. DEAŞ ve El Kaide gibi örgütler Türkiye içinde tehditti. Bu atmosferde PYD Amerika’nın tam desteğiyle harekete geçti. DEAŞ ve Barzani’ye bağlı güçleri yenerek Suriye’nin kuzeyini ele geçirdi.  

PYD Suriye’de hareketlenince Ankara bir yandan Amerika nezdinde diplomatik girişimlerde bulunurken diğer yandan ÖSO’ ya verdiği desteği artırdı. Yapılan hamleler ÖSO’nun artık Şam’dan ziyade PYD’yi hedef alacağını ortaya koyuyordu. DEAŞ’ ın Kobani’ye saldırması sırasında Ankara’nın aldığı tavır, PYD’ye yaklaşımının sertleşeceğinin karinesiydi.

ABD’nin PYD’yi Türkiye’nin itirazlarına rağmen silahlandırması ve desteklemesi Ankara’yı Amerika’dan iyice uzaklaştırdı. Rusya’ya yakınlaştırdı. Bu gelişme Washington’u daha da rahatsız etti. Gezi Amerika’nın ilk hamlelerinden biriydi. Amaç ülkenin başına Gül-Arınç ikilisini getirmekti.

PKK’nın çözüm sürecini bitirerek hendek-çukur savaşlarını başlatmasının amacı, Türkiye’yi Suriye’ye müdahale edemez noktaya getirmekti. FETÖ nedeniyle güç kaybettiği düşünülen Türk ordusu, güneydoğuyla uğraşırken ‘’Rojava Devleti’’ Akdeniz’e ulaşacaktı.

PKK, Hendek-Çukur kalkışması sırasında ahaliyi sokaklara dökecek, ordu sivillerle karşı karşıya kalacak ve Batı Türkiye’ye PKK’ya taviz vermesi için baskı yapacaktı. Güneydoğu üzerinde aynı Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’de olduğu gibi uçuş yasağı getirttirmek bir başka hedefti. Bunların hiçbiri olmadı. Kalkışma bastırıldı. Akabinde 15 Temmuz darbesi geldi. 

İktidarı değiştiremeyen ve istedikleri çizgiye getiremeyen ABD, üçüncü faza geçerek, Türkiye’yi zayıflatma stratejisini uygulamaya başladı. F-16 fabrikamıza, yeni modellerin imalat için lisans verilmedi. Patriyot satın alamadık. S-400 aldığımız için F-35 projesinden çıkarıldık. Hazır uçaklarımızı bile teslim etmediler. CAATSA kapsamına dahil edilmek suretiyle en ufak silah ve mühimmat tedarik etmemiz dahi engellendi. 

Halkbank’a İran’a uygulanan ambargoyu deldiği için dava açıldı. Doğu Akdeniz’deki doğalgazı çıkarmak ve Avrupa’ya ulaştırmak için Amerikan şirketlerinin öncülüğünde konsorsiyumlar kuruldu. Türkiye ve KKTC yok farz edildi. Ankara’nın bu oldu bitti ye ses çıkaramayacağı düşünülüyordu. 

Ortadoğu’da Türkiye ve Katar’a tavır alan BAE-Mısır-Suudi Arabistan İttifakı desteklendi. Ankara hava koridoru kurmasaydı, Katar Emiri devrilecekti. Emirin üstü Müslüman Kardeşleri desteklediği ve Türkiye’ye yakın durduğu için çizilmişti. 

İsrail’i Araplarla barıştırarak güçlendirmeyi hedefleyen İbrahim Anlaşmaları başlatıldı. PYD’ye yüz bin mevcudu olan bir ordu kuruldu. FETÖ korundu, kollandı. Türkiye’nin etkisini kaybetmesi için yapılabilecek ne varsa yapıldı. 

Ankara ABD’nin isteklerini yerine getirseydi veya DSP ve MHP’yi düşürdükleri gibi Ak Partiyi de iktidardan uzaklaştırabilselerdi veya Tayyip Beyin yerine Gül, Arınç veya Davutoğlu’nu getirebilselerdi bunların hiçbiri olmazdı. Devlet Beyin yıllarca sert muhalefet yaptığı Erdoğan’a destek vermesi bu süreç dikkate alınarak değerlendirilmeli. 

İki ülkenin arası, Beyaz Saray FETÖ’yü koruduğu için bozulmadı. Ankara bağımsız hareket etmekte direttiği için ABD, darbe yaptırtmaya kalktığı FETÖ’yü, başarısız olduğunda kanatlarının altına aldı. Türkiye ‘’uyumlu ortak’’ olsaydı ABD FETÖ’yü sahaya sürmezdi.

Türkiye Amerika’nın hamlelerinin hiçbirini cevapsız bırakmadı. Hamleleri ya savuşturdu ya da sert mukabelelerde bulundu. Koşulların ve ABD’nin önceliklerinin değişmesi, desteklenen diğer devletlerin başarısız olmaları ve Ankara’nın takip ettiği çok yönlü stratejiler sayesinde güçlenmesi Beyaz Saray’ı Türkiye’yle ilgili radikal siyaset değişikliği yapmaya itti. 

NOT: Haftaya devam edeceğiz.