SON DAKİKA

Erken menopoz kader mi

Mezin Dedeyi Pazar 19 Temmuz 2026 02:00

Prematüre ovaryan yetmezlik (POY), birçok kadın için yalnızca erken menopoz anlamına gelmiyor; aynı zamanda anne olma hayallerinin de beklenmedik şekilde sekteye uğraması demek. Bugüne kadar bu durumun temel nedeninin yumurtalık rezervinin tükenmesi olduğu düşünülüyordu. Ancak bilim, bu yerleşik kabulleri sorgulamaya devam ediyor.

İsveç'teki Karolinska Enstitüsü'nden araştırmacılar tarafından yürütülen yeni bir çalışma, bazı POY vakalarında asıl sorunun yumurta eksikliği değil, bağışıklık sisteminin yumurtalıkları hedef alan hatalı saldırısı olabileceğini ortaya koyuyor. Başka bir ifadeyle, bazı kadınların yumurtalıklarında hâlâ kullanılabilir yumurtalar bulunmasına rağmen, bağışıklık sistemi bu organın normal çalışmasını engelliyor olabilir.

Araştırmacılar bu hipotezi test etmek için, otoimmün kökenli POY tanısı alan küçük bir hasta grubuna, B hücrelerini hedefleyen immünoterapi ilacı rituximab uyguladı. Amaç, bağışıklık sisteminin saldırısını durdurarak yumurtalıkların yeniden hormon tedavisine yanıt vermesini sağlamaktı.

Ortaya çıkan sonuçlar dikkat çekiciydi. Tedaviyi tamamlayan on kadının altısında hormon uyarısı sonrasında yumurtalık folikülleri yeniden gelişmeye başladı. Araştırmacılar beş katılımcıdan olgun yumurta elde etmeyi başardı. Daha da önemlisi, bu kadınlardan üçü embriyo transferi sonrasında sağlıklı bebeklerini dünyaya getirdi.

Elbette bu sonuçlar, erken menopozun artık kolaylıkla tedavi edilebileceği anlamına gelmiyor. Çalışmanın hasta sayısı oldukça sınırlı ve tedaviye yanıt veren kadınların tamamında Addison hastalığının bulunması, elde edilen başarının belirli bir hasta grubuyla sınırlı olabileceğini düşündürüyor.

Yine de bu araştırmanın önemi büyük. Çünkü ilk kez, bazı POY hastalarında yumurtalık rezervinin tamamen kaybolmadığı, yalnızca bağışıklık sistemi tarafından adeta "uykuya yatırıldığı" fikrine güçlü klinik destek sağlanmış oldu. Eğer bu mekanizma daha geniş hasta gruplarında doğrulanabilirse, bugüne kadar geri dönüşü olmayan kabul edilen bazı erken menopoz vakalarında doğurganlığın yeniden kazanılması mümkün olabilir.

Bilim dünyası şimdi gözünü REFINE adlı daha geniş kapsamlı, randomize klinik çalışmaya çevirmiş durumda. Bu çalışma, rituximab benzeri immünoterapilerin yumurtalık fonksiyonlarını güvenli ve kalıcı biçimde geri kazandırıp kazandıramayacağı sorusuna daha net yanıt verecek.

-------

En güçlü ilaç bazen reçetede değil, doğanın içindedir

Modern yaşamın temposu her geçen gün biraz daha hızlanıyor. Beton binalar arasında geçen günler, bitmek bilmeyen ekran süreleri ve hiç dinmeyen şehir gürültüsü... Çoğumuz farkında olmadan doğadan uzaklaşıyor, bunun bedelini ise hem bedenimiz hem de zihnimiz ödüyor.

Oysa bilim, uzun zamandır bize ilginç bir gerçeği hatırlatıyor: Bazen en güçlü destek, bir ilaç kutusunda değil; ağaçların gölgesinde saklı olabilir.

Japonya'da yıllardır sürdürülen araştırmalar, ormanların yalnızca huzur veren manzaralar sunmadığını, aynı zamanda insan fizyolojisi üzerinde ölçülebilir etkiler oluşturabildiğini gösteriyor. Özellikle ağaçların havaya salgıladığı fitonsit adı verilen doğal bileşiklerin bağışıklık sistemi üzerinde olumlu etkiler oluşturabileceği düşünülüyor.

Bu çalışmaların merkezinde ise Japonların "Shinrin-yoku", yani orman banyosu adını verdiği uygulama yer alıyor. Kontrollü araştırmalarda, ormanda geçirilen zamanın doğal öldürücü (NK) hücrelerin aktivitesini artırabildiği, stres hormonu olarak bilinen kortizol düzeylerini ise azaltabildiği gözlemlendi. Daha da dikkat çekici olanı, bu olumlu etkilerin bazı çalışmalarda günler, hatta haftalar boyunca devam edebilmesiydi.

Elbette bu bulguların sınırlarını doğru çizmek gerekiyor. Ormanda yürüyüş yapmak bir hastalığın tedavisi değildir; kanseri önlediğini ya da tıbbi tedavilerin yerine geçebileceğini söylemek bilimsel olarak doğru olmaz. Ancak bugün elimizde bulunan kanıtlar, düzenli olarak doğayla vakit geçirmenin stresin azalmasına, ruh halinin iyileşmesine ve bağışıklık sisteminin desteklenmesine katkı sağlayabileceğini güçlü biçimde işaret ediyor.

Belki de modern insanın en büyük eksikliği, doğadan uzaklaşmış olmasıdır. Sürekli bildirimlerle bölünen dikkatimizi yeniden toparlamak, zihnimize nefes aldırmak ve bedenimize kısa da olsa bir mola vermek için bazen büyük çözümlere ihtiyaç yoktur.

Belki de kendimize verebileceğimiz en kıymetli reçete; telefonu sessize alıp, birkaç saatliğine ağaçların arasında yürümektir.

Çünkü bazen doğa, konuşmadan da insanı iyileştirmeyi başarır.

------

Bilim dünyasında gururumuz: Prof. Dr. Mehmet Toner

İTÜ Makina Mühendisliği’nden başlayan başarı yolculuğunu Harvard ve MIT’de dünya çapında bilimsel çalışmalara taşıyan Prof. Dr. Mehmet Toner, geliştirdiği yenilikçi teknolojilerle kanserin erken tanısında çığır açıyor. 100 milyar kan hücresi arasındaki tek bir kanserli hücreyi yalnızca birkaç saniyede tespit edebilen çalışmaları, “sıvı biyopsisi” yönteminin gelişimine önemli katkı sağlıyor ve hastalıkların kandan teşhis edilmesine yeni bir kapı aralıyor.

ABD Ulusal Mühendislik Akademisi ve Ulusal Mucitler Akademisi üyeliğine seçilen Prof. Dr. Toner, “Kanser insanları kandan yayılarak öldürüyor, biz ise o kanın içindeki bilgileri buluyoruz.” sözleriyle araştırmalarının amacını özetliyor. Bilime yaptığı katkılarla ülkemiz adına gurur kaynağı olan Prof. Dr. Mehmet Toner, milyonlarca insana umut olmaya devam ediyor.

Sağlıkla kalın, haftaya pazar görüşmek üzere…