SON DAKİKA
web

Deprem değil, çürük binalar öldürür

Adem Ertürk Salı 09 Haziran 2026 02:00

İstanbul başta olmak üzere ülkemizin birçok ilinde kentsel dönüşüm çalışmaları tüm hızıyla devam ediyor.

Özellikle İstanbul'un eski yerleşim bölgelerinde yıllardır ayakta duran, ekonomik ömrünü tamamlamış ve deprem riski taşıyan binaların yerini modern, güvenli ve dayanıklı yapılar almaya başladı. Bu değişim sadece şehirlerin siluetini yenilemiyor, aynı zamanda milyonlarca insanın geleceğini de güvence altına alıyor.

Türkiye, dünyanın en aktif deprem kuşaklarından biri üzerinde yer alıyor. Bu gerçek, ne yazık ki yıllardır yaşadığımız acı tecrübelerle defalarca karşımıza çıktı. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi, hafızalarımızdan silinmeyen büyük bir felaket olarak tarihe geçti. Binlerce insan hayatını kaybetti, on binlerce kişi yaralandı ve yüz binlerce vatandaş evsiz kaldı.

Ancak o büyük felaket bize çok önemli bir gerçeği de gösterdi. İnsanları öldüren depremin kendisi değil, depreme dayanamayan binalardı. Aynı büyüklükteki sarsıntılar dünyanın farklı ülkelerinde yaşanırken can kayıplarının çok daha düşük olması, yapı güvenliğinin ne kadar hayati olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Sağlam mühendislik hizmeti almış, kaliteli malzeme kullanılarak inşa edilmiş ve denetim süreçlerinden başarıyla geçmiş binalar, büyük depremlerde bile ayakta kalabiliyor.

Bugün İstanbul'da devam eden kentsel dönüşüm projeleri bu açıdan büyük önem taşıyor. Çünkü şehirde milyonlarca insanın yaşadığı birçok bina, günümüz deprem yönetmeliklerinden çok önce inşa edildi. O dönemin teknik şartları ve denetim anlayışıyla yapılan yapıların önemli bir kısmı artık ciddi risk taşıyor. Her geçen gün yaşlanan bu binalar, olası bir depremde büyük tehlike oluşturuyor.

Kentsel dönüşüm yalnızca eski bir binanın yıkılıp yerine yenisinin yapılması değildir. Bu süreç aynı zamanda daha güvenli yaşam alanları, daha düzenli şehirleşme, daha geniş sosyal donatılar ve daha yüksek yaşam kalitesi anlamına geliyor. Elbette süreç içerisinde vatandaşların yaşadığı ekonomik zorluklar, taşınma problemleri ve bürokratik engeller bulunuyor. Ancak uzun vadede bakıldığında insan hayatının her türlü maliyetin üzerinde olduğu unutulmamalıdır.

Ne yazık ki toplum olarak bazen deprem gerçeğini ancak bir felaket yaşandıktan sonra hatırlıyoruz. Oysa deprem kapıyı çalmadan önce önlem almak gerekiyor. Çünkü deprem ne zaman olacak sorusunun cevabı bilinmiyor, ancak bir gün mutlaka olacağı gerçeği bilim insanları tarafından sürekli dile getiriliyor. Özellikle Marmara Bölgesi için yapılan uyarılar, zaman kaybetmeden harekete geçilmesi gerektiğini gösteriyor.

Devlet kurumları, yerel yönetimler, müteahhitler ve vatandaşlar bu konuda ortak sorumluluk taşıyor. Sağlam yapı üretmek kadar, vatandaşın da yaşadığı binanın güvenliğini sorgulaması gerekiyor. ‘Bana bir şey olmaz’ anlayışının yerini ‘önlemimi almalıyım’ düşüncesi almalıdır.

Bugün yükselen vinçler, yıkılan eski binalar ve inşa edilen yeni konutlar aslında gelecekte kurtarılacak hayatların habercisidir. Kentsel dönüşüm sadece beton ve demirden ibaret bir proje değildir; aynı zamanda çocuklarımızın, ailelerimizin ve geleceğimizin güvence altına alınmasıdır.

Unutmayalım ki deprem bir doğa olayıdır ve engellenemez. Ancak depremin afete dönüşmesini engellemek bizim elimizdedir. Marmara Depremi'nden alınacak en büyük ders de budur: Deprem öldürmez, ihmal öldürür; deprem değil, çürük binalar can alır.