SON DAKİKA

Haritalar değil dengeler değişiyor

Erdem İlbeyi Pazartesi 20 Temmuz 2026 02:00

Ne zaman iki ülke arasında çatışma olduğunu duysam haberlerde ister istemez aklıma eski öğretiler geliyor.

Büyük İskender’in Makedonya’dan Hindistan’a kadar uzanan fetihleri, Cengiz Han’ın istilacı hükümdarlığı, Napolyon’un inatçılığı ve Fatih’in azmi ve kararlılığı. Bu büyük komutanların her biri dünya sahnesinde büyük savaşçılar olarak iz bıraktılar. Bizler okullarda bu hayatları okuduk öğrendik. 

Savaşlar haritaları değiştirir, insanlar ölür. Büyük acılar yaşanır. Biz bunu öğrendik. Bu yüzden ne zaman iki ülke arasında bir çatışma olduğunu duysam, okusam sınırların değişeceği fikri yerleşiyor aklıma. Fakat bugün yaşanan gelişmeleri bir tarih bilinci ile değerlendirdiğimde aslında değişen şeyin temelde harita olmadığını görüyorum. 

Büyük imparatorlukları sadece genişleyen topraklarla ifade etmek çok eksik bir değerlendirme olur. Roma İmparatorluğu büyürken sadece ordusuyla büyümedi siyaset ve yönetim alanında ki başarısı sürece büyük katkı sağladı. Venedik askeri güçlü değildi ama ticaret sayesinde Avrupa’nın finans merkezi oldu. Hollanda küçük bir ülke fakat ticari önemi konusunda sanırım herkes aynı fikirdedir.

Gelelim bugünün savaşlarına. Yüz yıllardır savaşsız geçen tek bir güne bile tanık olmadı insanlık. Savaşlar şekil değiştirerek geldi. Gelişen teknoloji savaş teknolojisini de etkiledi. Eskisi gibi göğüs göğüse savaşlar yok artık. Uzaktan ve havadan saldırılarla yapılıyor savaşlar. Tahrip gücü daha yüksek, daha acımasız ve maalesef hiç bitmiyor. Sınırlar değişmiyor artık savaşlardan sonra. ‘Savaşın kazananının kuralları çalışmaya başlıyor. Bazen yeraltı kaynakları, bazen ticari geçiş yolları,  bazen üretim gücü kapasitesi el değiştiriyor. Evet sınırlar değişmiyor fakat dengeler değişiyor. 

Toprağı çok olan değil, kuralı koyan kazanıyor.

Bu yüzden bugün Kızıldeniz’i konuşuyoruz, Panama’yı konuşuyoruz, Orta koridoru konuşuyoruz. Artık fikir yetmiyor, üretmek yetmiyor, ekonomik kaynak yetmiyor. Artık ticaret yollarını kontrol etmek önemli. Tedarik zincirinde kim kesinti yaşamıyorsa güç onda. 

Konuya kendi zaviyemizden baktığımızda ne görüyoruz? Aslı soru bu. Türkiye gerçekten Avrupa Asya arasında köprü görevi görüyor mu? Ya da şöyle sorayım; köprü olmak yeterli mi?  Biz buna ok miyiz? Diyelim ki ok. Geçiş bedeli nasıl belirlenecek? Kim ne kadar bedel ödeyecek? 

Etrafımızda gelişen olaylar yeni bir dünya düzenini işaret ediyor.  Dünya artık tek kutup olarak devam etmeyecek burası netleşti diye düşünüyorum.

Biz bu dünyanı neresinde olacağız? Köprü olmanın ötesinde sonuçları bizi stratejik olarak oyunda tutacak güçlü alanlara ihtiyacımız var. Bu alanlardan en önemlisi Türkiye’de gerçekleşen NATO toplantısında çokça konuşuldu. Türkiye uluslararası alanda savunma sanayisinde kendinden bahsettiriyor artık. Bu çok güzel ve umut verici. Fakat uyarmak bizim görevimiz. Bu bir rehavete neden olmamalı. Bunu yanına stratejik başka alanlar eklemeliyiz.

Türkiye’nin önünde ki soru artık, gerçekten köprü görevi görüyor muyuz sorusu olmamalı. Bu zaten doğanın bize verdiği bir avantaj. 

Bence asıl sorulması gereken soru; bu durumu stratejik çıkarlarımız için nasıl daha iyi kullanabiliriz?