Savcılık kapısından GTİP notları
Gümrük, dış ticaretle uğraşan hemen herkesin sürekli yakındığı bir kurum! Hatta dış ticaret yapmayı bir kenara bırakalım, yurt dışına çıkan herkesin gümrükle ilgili bir yorumu vardır.
Bu kadar büyük bir insan topluluğuna temas eden bir kurumsa söz konusu olan bu kadar yorum duymakta normaldir diye düşünüyorum.
Ancak gümrükle yaşayanların, ki özellikle sahada bulunanların, canı sıkılır, karnı şişer ileri geri yorumlar duyduklarında. Kendilerini gümrüğün bir parçası sayarlar çünkü. Mesela ben onlardan biriyim. İdareye de meslektaşlarıma da toz kondurmam. Gümrük konusunda biraz fanatiğim.
GTİP farklılığı suç unsuru sayılmamalı
Bu duruşuma rağmen geçtiğimiz günlerde şahit olduğum bir olay pes dedirtti. Konu GTİP tespiti. Bir gümrük müşaviri bir eşyaya GTİP belirliyor. Eşya kırmızı hatta düşüyor. Kırmızı hat muayene memuru arkadaşımız eşyanın tespit işlemini yapıyor, muayenesini yapıyor. Fatura, diğer destekleyici evraklardaki beyanlar ile beyannamede bulunan GTİP kodu tutarlı. Eşyanın fiziki muayenesindeki bulgularda fatura ve diğer evraklarla uyumlu. Beklenen nedir? Beyannamenin blokesinin kaldırılması, beyannameye ait vergilerin ödenmesi ve eşyanın serbest dolaşıma girmesi. Fakat beyanname şimdi savcılık makamının önünde!!! Üstelik de beyan sahibinin Türkiye’de uzun yıllardır ticaret yapan çok büyük bir marka olmasına rağmen (iyi niyet ve düzgün ticaret karinesi olması bakımından bunu belirtiyorum).
Gümrük idaresinin denetim yapması gerekir.
Muayene memurunun farklı düşünmesi gerekir.
İdarenin beyanı sorgulaması gerekir.
Zaten sistem bunun için vardır.
Aksi halde ne risk analizi yapılmasının ne de muayene mekanizmasının bir anlamı kalır.
Ancak sorgulanması gereken başka bir konu daha var.
Bir eşyanın GTİP'ine ilişkin farklı değerlendirme yapılması her zaman suç işlendiği anlamına mı gelir?
İşte asıl soru budur.
Münferit olaylar değil genel uygulama değişmeli
Ne dosyanın içeriğini, ne beyanname sahibi firmayı, ne gümrük müşavirlik şirketini ne de gümrük idaresini söylemeyeceğim. Burada birilerini hedef göstermekten ya da münferit bir konuyu anlatmaktan çok, uzunca bir zamandır sürdürülen bu uygulamanın hem dış ticaret erbabımız hem de gümrük müşavirleri için artık ciddi bir rahatsızlık konusu haline geldiğini belirtmek isterim. Bakanlığımızdaki değerli bürokratlarımızın bu uygulamadan haberdar olması için yazmak istedim.
Çünkü bu süreç yalnızca bir dosyayı etkilemiyor.
Şirketlerin itibarı etkiliyor, idarenin itibarını etkiliyor, yatırım kararları etkiliyor, meslek mensuplarının kariyerleri etkiliyor. Yıllar içerisinde oluşturulmuş kurumsal güven zarar görebiliyor. Üstelik daha sonra haklı çıkılsa bile bu süreçlerin bıraktığı izler kolay kolay silinmiyor.
Hukukun temel ilkelerinden biri orantılılıktır.
Uygulanan tedbir ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir denge bulunmalıdır. Gümrük uygulamalarında da aynı hassasiyetin gözetilmesi gerekir. Çünkü GTİP farklılıkları gümrük uygulamalarının doğasında vardır. Dünyanın her yerinde aynı eşya için farklı yorumlar yapılabilir. Bu nedenle tarife pozisyonlarının belirlenmesine ilişkin kurallar, açıklama notları, bağlayıcı tarife bilgileri ve itiraz mekanizmaları vardır. Eğer her farklı yorum potansiyel bir suç olarak değerlendirilirse sistemin çalışması mümkün değildir.
GTİP farklılığı idare içinde çözülebilecek bir konudur. İzahat isteniyorsa izahat verilir. Hiçbir firma, hiçbir gümrük müşaviri bu izahati vermekten geri durmaz. Gerekli izahati veremiyorsa da zaten Gümrük Kanunu’nda cezası bellidir.
Elbette kasıt varsa, sahtecilik varsa, yanıltıcı belge varsa durum farklıdır.
Kaçakçılık Kanunu bunun için vardır.
Kimsenin buna itirazı olamaz.
Ancak Kaçakçılık Kanunu hükümlerine değen hiçbir konu olmamasına rağmen, zorlama çıkarımlarla GTİP değişikliği cezası ile çözülebilecek basit konuların Savcılık makamı önüne dosya olarak gittiğini neredeyse bütün piyasa biliyor. İşte bu nokta üzerine düşünülmesi gereken bir noktadır.
Sınırsız Sorumsuzluk Ortadan Kalkmalı
Benim şöyle bir önerim var. Bu kadar sınırsız sorumsuzluk olmasın. Dosyası Savcılık Makamı önüne götürülen kişiler, firmalar haklı olduklarını ispat ederlerse, adaleti boş yere meşgul edenler hakkında da idare tedbir alsın. Kurumsal markası zarar görenlerin adalet önünde bu zararlarını tazmin etme şansı var zaten. İdarenin de kendi itibarını zedeleyenler için bence uygun göreceği bir disiplin anlayışını getirmesi gerekir.
Ben yazayım sen derdini Kadıya anlatırsın anlayışı bir ölçü olarak sürdürülemez. Yabancı yatırımcıyı ülkeye çekmenin ne kadar güç olduğunu sanırım artık çocuklar bile biliyor. Bu şekilde arkası önü düşünülmeden yapılan uygulamalar hem gümrüğün imajını zedeliyor hem fütursuz konuşmaları tetikliyor hem de insanların kuruma olan güvenini olumsuz etkiliyor.