Kongo'nun potansiyeli neden kullanılamıyor?
Bir ülkenin enerji zengini sayılması için toprağının altında petrol, kıyılarında doğal gaz ya da nehirlerinde büyük bir elektrik potansiyeli bulunması yeterli değildir.
Kaynağı ekonomik değere dönüştüremiyorsanız, sahip olduğunuz zenginlik çoğu zaman istatistiklerden öteye geçmez. Demokratik Kongo Cumhuriyeti bunun dünyadaki en çarpıcı örneklerinden biridir.
Ülkenin batısından Atlantik Okyanusu'na ulaşan Kongo Nehri, debisi bakımından dünyanın en büyük nehir sistemlerinden biri ve hidroelektrik üretim potansiyeli açısından en güçlü nehirlerinden biri olarak kabul ediliyor. Nehir üzerindeki Inga bölgesinin yaklaşık 42 bin megavat kurulu güç potansiyeline sahip olduğu tahmin ediliyor. Bu büyüklük, birçok ülkenin toplam elektrik üretim kapasitesine yaklaşan bir seviyeyi ifade ediyor. Buna karşılık Kongo'da nüfusun yalnızca yaklaşık yüzde 21'i elektriğe erişebiliyor. Ortadaki çelişki dikkat çekici: Elektrik üretme kapasitesi olağanüstü, elektriğe erişim ise son derece düşük.
Inga'da yeni bir hidroelektrik projesi konuşulmaya dün başlanmadı. Inga 1, 1970'lerde; Inga 2 ise 1980'lerde devreye alındı. İki santralin toplam kurulu gücü yaklaşık 1.775 megavat seviyesinde. Ancak bu santraller, bakım eksiklikleri ve altyapı sorunları nedeniyle zaman zaman kurulu güçlerinin tamamını kullanamıyor. Bu durum, ülkenin mevcut hidroelektrik kapasitesinden tam anlamıyla yararlanmasını da engelliyor. Öte yandan Kongo'nun nüfusu, ekonomisi ve özellikle madencilik sektörünün enerji ihtiyacı büyürken elektrik altyapısı aynı hızda gelişmedi. Böylece ülkenin sahip olduğu doğal kaynak zenginliği ile bunları ekonomik değere dönüştürme kapasitesi arasındaki fark giderek büyüdü.
Burada enerji ekonomisinin çoğu zaman gözden kaçırılan temel bir gerçeği ortaya çıkıyor: Nehir tek başına elektrik sistemi kurmaz. Böylesine büyük bir proje için sermaye, iletim ve dağıtım altyapısı, yatırımcıya güven verecek kurumlar ve projeleri siyasi değişimlerden bağımsız biçimde sürdürebilecek bir kamu yönetimi gerekir. Kongo ise uzun yıllardır siyasi istikrarsızlık, güvenlik sorunları, yetersiz altyapı ve kurumsal kapasite eksiklikleriyle mücadele ediyor. Bu sorunların her biri büyük enerji yatırımlarının finansmanını zorlaştırıyor, maliyetleri yükseltiyor ve projelerin tamamlanmasını geciktiriyor.
Üstelik hidroelektrik santralini kurmak sorunun yalnızca bir bölümünü çözüyor. Üretilen elektriğin tüketiciye ulaştırılması gerekiyor. Kongo'nun yüzölçümünün Batı Avrupa'nın önemli bir bölümüne yaklaşan büyüklüğü düşünüldüğünde, ülke çapında güçlü bir elektrik şebekesi kurmanın maliyeti daha iyi anlaşılıyor. Santral üretse bile yeterli iletim ve dağıtım sistemi bulunmuyorsa nehirdeki enerji ekonomik faaliyete dönüşemiyor.
Bu nedenle Inga 3 yalnızca yeni bir hidroelektrik santrali değil, aynı zamanda Kongo'nun büyük ölçekli bir enerji yatırımını ekonomik kalkınmanın parçasına dönüştürüp dönüştüremeyeceğinin de sınavı niteliğinde. Projenin farklı geliştirme senaryolarına bağlı olarak yaklaşık 2 bin ila 11 bin megavat kurulu güce ulaşabileceği öngörülüyor. Dünya Bankası da 2025 yılında Inga 3 programının ilk aşaması için 250 milyon dolarlık finansmanı onayladı. Çok aşamalı program kapsamında Banka desteğinin ilerleyen süreçte 1 milyar dolara ulaşması planlanıyor.
Ancak böylesine büyük projelerde finansman tek başına yeterli olmuyor. Çevresel ve sosyal etki değerlendirmelerinin tamamlanması, iletim altyapısının kurulması ve uzun vadeli elektrik satış anlaşmalarının hazırlanması gerekiyor. Aksi hâlde santral üretime başlasa bile elektrik ekonomik değere tam anlamıyla dönüşemeyebilir. İşte bu nedenle Inga 3 açısından belirleyici olan yalnızca inşaatın tamamlanması değil, üretilecek elektriğin Kongo ekonomisinin yapısını değiştirebilmesidir.
Çünkü Kongo dünyanın önemli bakır ve kobalt üreticilerinden biri. Elektrikli araçlardan enerji depolama sistemlerine kadar küresel enerji dönüşümünde kritik öneme sahip bu iki madenin önemli üretim merkezlerinden biri Kongo. Buna rağmen ülke ekonomisinin önemli bölümü ham madde çıkarılması ve ihracatına dayanıyor. Güvenilir ve yeterli elektrik olmadan cevheri ülke içinde işleyecek rafinerileri, metalürji tesislerini ve daha yüksek katma değer yaratacak sanayi yatırımlarını geliştirmek son derece zor.
Bu durum Kongo'yu dikkat çekici bir ekonomik döngünün içine sıkıştırıyor. Ülke, dünyanın enerji dönüşümünde ihtiyaç duyduğu kritik madenleri sağlıyor; ancak kendi ekonomisini dönüştürecek enerji altyapısını yeterince geliştiremiyor. Kobaltın veya bakırın topraktan çıkarılması gelir yaratıyor, fakat daha büyük ekonomik kazanç bu kaynakların işlenmesi ve üretim zincirinin daha fazla aşamasının ülke içinde gerçekleştirilmesiyle mümkün olabilir. Bunun temel şartlarından biri kesintisiz ve uygun maliyetli elektrik arzıdır.
Enerji yetersizliği bu nedenle yalnızca evlerin aydınlatılması meselesi değildir. Elektrik; madencilikten imalata, tarımdan ulaştırmaya kadar üretim kapasitesini belirleyen temel altyapıdır. Kongo hidroelektrik kaynaklarını daha etkin değerlendirebilirse mesele yalnızca daha fazla elektrik üretmekten ibaret kalmayacak, ülkenin sanayileşme kapasitesi de önemli ölçüde genişleyecektir. Bununla birlikte çözümü yalnızca Inga gibi dev projelere bağlamak da yeterli değildir. Büyük santrallerin yanında tüketim merkezlerine yakın küçük ve orta ölçekli hidroelektrik tesisleri, yerel şebekeler ve dağıtım yatırımları da ulusal enerji politikasının ayrılmaz parçaları olmak zorundadır.
Enerji kaynakları ülkeleri kendiliğinden zenginleştirmez. Doğal kaynakların varlığı yalnızca bir fırsat sunar; gerçek kalkınmayı sağlayan ise bu kaynakları sermaye, altyapı, teknoloji ve güçlü kurumlarla ekonomik değere dönüştürebilmektir. Kongo Nehri yüzyıllardır dünyanın en büyük hidroelektrik kaynaklarından birini barındırıyor. Demokratik Kongo Cumhuriyeti bu kaynağı üretim, sanayi ve teknolojiyle buluşturabildiği gün Inga yalnızca Afrika'nın değil, dünyanın en büyük hidroelektrik projelerinden biri olarak anılmayacak; aynı zamanda ülkenin ekonomik dönüşümünün en önemli simgelerinden biri olacaktır.