Duyguda sıfır noktası: Boşluk duygusu
Sevgili okurlarım, Modern çağın en sessiz ama en yaygın psikolojik sorunlarından biri, hiç kuşkusuz boşluk duygusu. Bu duygu çoğu zaman depresyon, kişilik örüntüleri ya da travmatik yaşantılarla birlikte görülse de, herhangi bir psikiyatrik tanısı olmayan birçok insan da hayatının bir döneminde bu hissi yaşayabilir.
Boşluk duygusu; insanın içinde tarif etmekte zorlandığı bir eksiklik, anlamsızlık ve kopukluk hissidir. Kişi hayatına dışarıdan baktığında her şey yolunda görünebilir. Bir işi, evi, ailesi, arkadaşları hatta başarıları vardır. Ama bütün bunlara rağmen içinde dolduramadığı bir boşluk taşır.
Çünkü insan sadece yaşamak istemez.
Anlamlı yaşamak ister.
Psikiyatrist Viktor Frankl, insanın temel motivasyonunun haz ya da güç değil, hayatına anlam katabilmek olduğunu söyler. Anlamını kaybeden insan, zamanla yönünü de kaybetmeye başlar. İşte boşluk duygusu çoğu zaman tam bu noktada ortaya çıkar.
Bugün birçok insan ne istediğini söylüyor ama ne hissettiğini bilmiyor.
Çünkü modern yaşam bize sürekli daha fazlasını istemeyi öğretiyor; daha çok kazanmayı, daha çok görünmeyi, daha çok tüketmeyi…
Fakat kendimize şu soruyu sormayı unutuyoruz:
“Ben gerçekten nasıl hissediyorum?”
Sosyal medya, yoğun iş temposu, bitmeyen rekabet ve sürekli başkalarıyla kıyaslanmak, insanı zamanla kendi iç dünyasından uzaklaştırıyor. Dışarıdaki hayat büyürken, içerideki dünya sessizce küçülüyor.
İnsan kendine yabancılaştığında ise yalnızca çevresinden değil, kendi duygularından da uzaklaşmaya başlıyor.
Boşluk duygusu uzun süre devam ettiğinde kişide umutsuzluk, değersizlik, tatminsizlik ve yoğun yalnızlık hissi oluşturabilir. Bazı insanlar bu boşluğu alışverişle, işle, sosyal medyayla ya da bağımlılık yapan maddelerle doldurmaya çalışır. Ancak bunlar yalnızca kısa süreli bir rahatlama sağlar. Çünkü sorun boşluğun kendisinde değil, o boşluğu oluşturan nedenlerdedir.
Boşluk duygusunun en büyük tehlikesi, insanın yaşamdan yavaş yavaş çekilmeye başlamasıdır. Önceden keyif aldığı şeylerden uzaklaşır, ilişkileri yüzeyselleşir ve “Hiçbir şey bana iyi gelmiyor.” cümlesi hayatının özeti hâline gelir.
Peki bu duygu ile nasıl baş edebiliriz?
Öncelikle onu inkâr etmek yerine kabul etmek gerekir. Çünkü her duygu bir mesaj taşır. Boşluk hissi de çoğu zaman bize, hayatımızda ihmal ettiğimiz bir alan olduğunu anlatır.
Bazen bu alan bastırılmış duygularımızdır.
Bazen ertelenmiş hayallerimiz…
Bazen de yıllardır ihmal ettiğimiz kendimiz.
İnsan, kendisiyle yeniden bağ kurabildiğinde iyileşme de başlar. Kendi değerlerini fark etmek, yaşamına anlam katan hedefler belirlemek, üretmek, paylaşmak, sevmek ve gerektiğinde profesyonel destek almak bu sürecin önemli adımlarıdır.
Unutmayalım…
Boşluk, her zaman eksiklik anlamına gelmez.
Bazen yeni bir başlangıç için açılmış bir alandır.
Yeter ki o alanı geçici mutluluklarla değil; anlamla, üretimle, sevgiyle ve kendimizi yeniden keşfetme cesaretiyle dolduralım.
Çünkü insanın en büyük yolculuğu, dünyayı değil; kendi iç dünyasını keşfetme yolculuğudur.