SON DAKİKA

Başkalarını kırmamak için...

Esra Tanrıverdi Pazartesi 29 Haziran 2026 02:00

"Hayır diyemiyorum…" Son yıllarda en sık duyduğum cümlelerden biri bu. Bunu söyleyen insanların ardından gelen cümleler de neredeyse hiç değişmiyor: "Kimseyi üzmek istemiyorum." "Beni yanlış anlar diye korkuyorum." "Ayıp olur diye kabul ediyorum." "İstemiyorum ama kıramıyorum."

Dikkat edin; bu cümleleri kuran insanlar genellikle kaba, bencil ya da umursamaz kişiler değil. Tam tersine, vicdanlı, duyarlı ve empati kurabilen insanlardır. Fakat tam da bu özellikleri, sınır koyamadıklarında onları psikolojik olarak yormaya başlar.

Meslek hayatım boyunca birçok kişide aynı döngüye tanıklık ettim. Başlangıçta “Kimse üzülmesin.” diye verilen küçük tavizler, zamanla büyük bir kırgınlığa dönüşüyor. Çünkü kişi herkesi memnun etmeye çalışırken en çok kendisini ihmal ediyor.

Bir süre sonra şu cümle geliyor:

“Herkes benden bir şey istiyor ama beni düşünen kimse yok.”

Oysa çoğu zaman sorun insanların kötü niyetli olması değil. Sorun, kişinin kendi sınırlarını ifade edememesidir.

Psikolog Harriet Lerner, ilişkiler üzerine yaptığı çalışmalarında önemli bir noktaya dikkat çeker: Sınır koyamayan insanlar zamanla öfkelenirler. Çünkü her istemediği “evet”, kişinin kendi ihtiyaçlarından biraz daha vazgeçmesi anlamına gelir. Dışarıdan sessiz görünürler ama içeride büyüyen bir kırgınlık taşırlar.

Toplum olarak çocuklarımıza çok güzel değerler öğretiyoruz:

“Büyüklerin sözünü dinle.”

“Misafiri kırma.”

“Önce başkasını düşün.”

Elbette bunlar kıymetli değerlerdir.

Fakat bazen bu mesajların arasına fark etmeden başka bir inanç da yerleşiyor:

“Hayır dersem sevilmem.”

İşte birçok yetişkinin taşıdığı görünmez yük tam da burada başlıyor.

İngiliz psikanalist Donald Winnicott, çocuğun sağlıklı gelişebilmesi için kendi ihtiyaçlarını ifade edebilmesinin ve bireyselleşebilmesinin önemini vurgular. Sürekli uyum sağlaması beklenen çocuklar, yetişkin olduklarında kendi isteklerini dile getirmekte zorlanabilirler. Böylece başkalarının beklentilerine göre yaşamayı öğrenir, kendi seslerini ise giderek daha az duyarlar.

Bugün birçok insan iş yerinde fazladan sorumluluk alıyor.

Ailesinin bütün yükünü taşıyor.

Arkadaşlarının her sorununu çözmeye çalışıyor.

Herkese yetişiyor…

Ama kendine yetişemiyor.

Dışarıdan bakıldığında “çok fedakâr” olarak görülüyor.

Oysa içeride sessiz bir tükenmişlik büyüyor.

Psikolojide buna “insanları memnun etme eğilimi” (people pleasing) denir. Kişi, kabul görmek veya çatışmadan kaçınmak uğruna kendi ihtiyaçlarını sürekli ikinci plana atar. Kısa vadede ilişkileri koruduğunu düşünür; uzun vadede ise hem kendine hem ilişkilerine zarar verir.

Çünkü bastırılan her duygu bir gün başka bir kapıdan çıkar.

Kimi zaman öfke olarak…

Kimi zaman kaygı olarak…

Kimi zaman da “Artık kimseyi görmek istemiyorum.” cümlesi olarak…

Hayır demek bencillik değildir.

Hayır demek, kendinize de “evet” diyebilmektir.

Sağlıklı sınırlar, sevgiyi azaltmaz; aksine ilişkileri daha güvenli, daha dürüst ve daha sürdürülebilir hâle getirir.

Unutmayın…

Başkalarının sizi sevmesi için sürekli “evet” demeniz gerekiyorsa, belki de sorgulanması gereken şey sizin “hayır” demeniz değil, o ilişkinin sağlığıdır.

Ve bugün kendinize şu soruyu sorun:

Başkalarını hayal kırıklığına uğratmamak için, bugüne kadar kaç kez kendinizi hayal kırıklığına uğrattınız?