SON DAKİKA
EKONOMİ Pazar 23 Ağustos 2026 11:38 Son Güncelleme : -/-

LİYAKAT BİTERSE EKONOMİDE GÜVEN BİTER

İktisatçı Mahfi Eğilmez, devlet yönetiminde liyakat yerine sadakatin öne çıkmasının yalnızca adalet duygusunu değil, kurumlara güveni ve toplumun geleceğe ilişkin umudunu da aşındırdığını belirtti. Eğilmez, "Bizden mi?" yerine "Ehliyetli mi?" sorusunun esas alınması gerektiğini vurguladı

Liyakat biterse ekonomide güven biter

İktisatçı Mahfi Eğilmez, “Liyakat Yoksa Umut da Yoktur” başlıklı yazısında, devlet yönetiminde liyakat ilkesinin zayıflamasının toplum ve kurumlar üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Eğilmez’e göre makamların ehliyet yerine sadakat temelinde dağıtılması, yalnızca liyakat kaybına değil, adalet duygusunun, kurumlara duyulan güvenin ve geleceğe yönelik umudun da aşınmasına yol açıyor.

Liyakati “işi ehline vermek” olarak tanımlayan Eğilmez, bir kişinin hangi görüşe, çevreye veya gruba ait olduğundan önce o görevi yerine getirebilecek bilgi, deneyim ve yeteneğe sahip olup olmadığına bakılması gerektiğini ifade etti.

Devletin ihtiyacı alkışlayan insanlar değil

Biat kültürünün devlet yönetiminde belirleyici hale gelmesinin ağır sonuçlar doğurabileceğine dikkat çeken Eğilmez, devletin her söyleneni onaylayan kişilerden ziyade işini bilen, sorumluluk alabilen, gerektiğinde itiraz edebilen ve kamu yararını kişisel çıkarın üzerinde tutabilen insanlara ihtiyaç duyduğunu belirtti.

Eğilmez, bir yöneticinin çevresinde yalnızca kendisini alkışlayan kişilerin bulunmasının her zaman güç göstergesi olmadığını, bunun zaman zaman yöneticinin etrafında gerçeği söyleyebilecek kimsenin kalmadığının göstergesi olabileceğini kaydetti.

Doğru kişiyi tanırsan yükselirsin anlayışı

Liyakatın geri plana itilmesiyle toplumdaki yükselme ölçütünün de değişeceğini belirten Eğilmez, insanların çalışarak ve kendilerini geliştirerek ilerlemek yerine, yetkili kişilerle yakınlık kurmanın yollarını aramaya başlayacağını söyledi.

Bu durumun özellikle gençler açısından kritik olduğunu belirten Eğilmez, gençlerin önünde “çalışıp kendini geliştirmek” ile “doğru çevreye girmek” arasında bir tercih oluşabileceğini ifade etti.

Eğilmez’e göre toplum ikinci seçeneğin daha fazla işe yaradığını düşünmeye başladığında artık yalnızca bireysel adaletsizliklerden değil, ciddi bir yönetim ve kurum sorunundan söz etmek gerekiyor.

Kurumların içi boşalıyor

Liyakatin olmadığı ortamda insanların kurallardan çok ilişkilere güvenmeye başlayacağını belirten Eğilmez, “İşini iyi yaparsan yükselirsin” anlayışının yerini “Doğru kişiyi tanırsan yükselirsin” düşüncesinin almasının kurum kültürü açısından büyük bir tehdit olduğunu vurguladı.

Eğilmez, böyle bir ortamda insanların doğruyu söylemek yerine hangi sözün güvenli olduğunu hesaplamaya başlayacağını, bunun sonucunda ise herkes konuşuyor gibi görünse de gerçek anlamda kimsenin konuşamadığı bir düzenin ortaya çıkacağını ifade etti.

Bu süreçte kararların ehliyet yerine sadakat üzerinden alınmaya başlayacağını belirten Eğilmez, kurumların zaman içerisinde zayıflayacağını ve en nitelikli insanların sistemden uzaklaşacağını kaydetti.

Asıl kayıp, iyi insanların umudunu yitirmesi

Liyakat sorununun yalnızca yanlış kişilerin görevlere getirilmesi anlamına gelmediğini belirten Eğilmez, daha büyük kaybın doğru insanların zamanla bu görevlere talip olmaktan vazgeçmesi olduğunu söyledi.

İnsanların çalışmasını ve kendisini geliştirmesini anlamlı kılan temel unsurun, emeğinin karşılığını bir gün alabileceğine yönelik inanç olduğunu belirten Eğilmez, bu güven ortadan kalktığında insanların yalnızca bir makamı değil, kendi emeğinin anlamını da sorgulamaya başlayacağını ifade etti.

Eğilmez, bir ülkenin yalnızca kötü yöneticiler nedeniyle kaybetmediğini, asıl kaybın iyi insanların zaman içerisinde umudunu yitirmesiyle ortaya çıktığını vurguladı.

Kamu görevi millete aittir

Liyakat konusunun basit bir atama veya kadro tartışması olarak görülmemesi gerektiğini belirten Eğilmez, asıl meselenin nasıl bir devlet düzeninin tercih edildiği olduğunu ifade etti.

Eğilmez’e göre sağlam bir devlet düzeninde insanlar makam sahiplerine değil, hukuka ve kurumlara güvenmeli. Bir göreve gelmenin yolu doğru kişiye yakın olmaktan değil, o görevi hak etmekten geçmeli.

Kamu görevinin herhangi bir partiye, lidere, gruba veya kişiye ait olmadığını vurgulayan Eğilmez, kamu makamlarında bulunan kişilerin makamın sahibi değil, o görevi belirli bir süre için üstlenen kişiler olduğunu belirtti.

Devlete sadakatin hukuka uymak, görevi dürüst biçimde yapmak, kamu kaynaklarını kişisel çıkar için kullanmamak ve yanlış görülen durumlarda konuşabilmek anlamına geldiğini ifade eden Eğilmez, gerektiğinde yöneticisine itiraz edebilmenin ihanet değil, kamu görevine sadakatin bir gereği olduğunu kaydetti.

Eğilmez yazısının sonunda liyakatın topluma verdiği güvenin önemine dikkat çekerek, “Çalışırsam, öğrenirsem ve kendimi geliştirirsem hakkım olan yere gelebilirim” inancının korunması gerektiğini vurguladı. Bu güvenin kaybolması halinde ise yalnızca liyakatın değil, adalet duygusunun, kurumlara güvenin ve geleceğe dair umudun da birlikte kaybolacağını belirtti.