BORÇLANMA MALİYETİ ALARM VERİYOR
10 yıllık tahvil faizi yüzde 35'i aşarken Türkiye'nin borçlanma maliyeti alarm veriyor. İktisatçı Mahfi Eğilmez'e göre çözüm faizi yapay biçimde düşürmek değil; enflasyonu kalıcı olarak indirmek, kamu israfını azaltmak ve güveni yeniden tesis edecek yapısal reformları hayata geçirmek

İktisatçı Mahfi Eğilmez, Türkiye’nin yüksek borçlanma maliyetine dikkat çekerek, 10 yıllık devlet tahvili faizinin yüzde 35’in üzerinde seyretmesinin ekonomideki risklerin önemli bir göstergesi olduğunu belirtti. Eğilmez’e göre Türkiye’nin temel sorunu yalnızca borcunun büyüklüğü değil, bu borcu hangi maliyetle çevirdiği.
Türkiye’nin yerel para cinsinden uzun vadeli borçlanma maliyetinin olağanüstü yüksek olduğuna dikkat çeken Eğilmez, ülkelerin enflasyon, para birimi, merkez bankası politikaları ve ekonomik yapılarının farklı olması nedeniyle faiz oranlarının birebir karşılaştırılamayacağını ancak mevcut tablonun Türkiye açısından dikkat çekici olduğunu vurguladı.
Eğilmez, devletin piyasadan borçlanmasını gelecekte elde edeceği gelirleri bugünden kullanması olarak değerlendirirken, yüksek faizle alınan borcun vadesi geldiğinde anaparanın yanı sıra yüksek faiz ödemesini de beraberinde getirdiğini belirtti.
Bu nedenle asıl sorunun “Türkiye’nin ne kadar borcu var?” değil, “Türkiye bu borcu kaça çeviriyor?” olduğunu ifade eden Eğilmez, yüksek borçlanma maliyetinin bütçe üzerindeki baskıyı da artırdığına işaret etti.
Faizin arkasında enflasyon ve risk var
Mahfi Eğilmez’e göre Türkiye’de yüksek faiz oranlarının en önemli nedenlerinden biri yüksek enflasyon. Yatırımcıların TL cinsinden uzun vadeli tahvil alırken satın alma güçlerini korumak istediğini belirten Eğilmez, enflasyon beklentisi yükseldikçe yatırımcıların daha yüksek getiri talep ettiğini kaydetti.
Buna kur riski, dış finansman ihtiyacı ve ekonomi politikalarına yönelik belirsizliklerden kaynaklanan risk priminin de eklendiğini belirten Eğilmez, bütün bu unsurların Türkiye’nin borçlanma maliyetini yukarı çektiğini ifade etti.
Faiz faturası bütçeye çıkıyor
Yüksek faiz oranlarının yalnızca Hazine açısından bir sorun olmadığını belirten Eğilmez, faiz giderlerinin yükselmesinin kamu bütçesi üzerinde baskı oluşturduğunu vurguladı.
Bütçenin önemli gelir kaynaklarından birinin vergiler olduğuna dikkat çeken Eğilmez, faiz giderlerindeki artışın kamu maliyesindeki yükü artırabileceğini ve bunun vergi artışları yönünde baskı oluşturabileceğini belirtti.
Yüksek finansman maliyetinin bankalar ve şirketler açısından da önemli bir sorun olduğuna işaret eden Eğilmez, pahalı kredilerin yatırımları zorlaştırdığını ve ekonominin finansman koşullarını ağırlaştırdığını kaydetti.
Faizi yapay biçimde düşürmek çözüm değil
Eğilmez, piyasaların bir ülkeye düşük faizle borç vermeye zorlanamayacağını belirterek, faizlerin risk düzeyine göre şekillendiğini ifade etti. Buna göre risk azaldığında faiz düşerken, risk yükseldiğinde borçlanma maliyeti de artıyor.
Bu nedenle Türkiye’nin önceliğinin faizi yapay biçimde düşürmek değil, enflasyonu kalıcı olarak düşürmek olması gerektiğini savunan Eğilmez, enflasyonun gerilemesiyle birlikte faizlerin de zaman içerisinde düşebileceğini belirtti.
Eğilmez, 2021 Eylül döneminde faiz indirimleriyle enflasyonun düşürülebileceği tezinin uygulandığını ancak bunun kur ve enflasyon üzerinde ağır sonuçlar doğurduğunu hatırlattı. Bu sürecin bugün karşı karşıya olunan yüksek enflasyon ve yüksek finansman maliyetlerinde önemli bir rol oynadığını ifade etti.
Kamu israfı azaltılmalı, mali disiplin sağlanmalı
Türkiye’nin enflasyonla mücadelede yalnızca faiz politikasına yaslanamayacağını belirten Eğilmez, kamu kesimindeki israfın azaltılması ve mali disiplinin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Bunun yanında hukukun üstünlüğü ve tarafsızlığından başlayarak yapısal reformların hayata geçirilmesinin önemine dikkat çeken Eğilmez, ekonomide güven ortamının yeniden tesis edilmeden insanların geleceğe ilişkin beklentilerinin iyileşmesinin zor olduğunu belirtti.
Eğilmez’in değerlendirmesine göre Türkiye açısından kritik hedef, yalnızca borcu çevirmek değil, borcu daha düşük maliyetle çevirebilecek bir ekonomik ve finansal güven ortamı oluşturmak.
Çünkü yüksek faizle yapılan her borçlanma, yalnızca bugünün finansman ihtiyacını karşılamıyor; gelecekteki bütçelerin de bugünden oluşan yüksek faiz yükünü taşımasını beraberinde getiriyor.