İnsanı olanlar mı, olmayanlar mı yorar?
Hayal kırıklığı üzerine… Sevgili okurlarım, Bugün hayal kırıklığından bahsetmek istiyorum.
Aslında bu yazının başlığını düşünürken aklıma şöyle bir soru geldi:
İnsanı olmayanlar mı daha çok üzer, yoksa var olup da beklediğimiz gibi olmayanlar mı?
Bence ikincisi.
Çünkü olmayan bir şeyin yokluğuna zamanla alışıyoruz. Ama “var” bildiğimiz birinin aslında yanımızda olmadığını görmek insana daha ağır geliyor.
Bir dostunuz vardır mesela. Yıllardır tanırsınız. Bir gün gerçekten ihtiyacınız olur, yanınızda göremezsiniz.
Bir eşiniz vardır. Aynı evin içindesinizdir ama en yalnız hissettiğiniz yer yine o evdir.
Birine çok güvenirsiniz. “Herkes yapar ama o yapmaz” dersiniz. Sonra bir bakarsınız, tam da yapmaz dediğiniz şeyi ondan görmüşsünüz.
İşte hayal kırıklığı biraz böyle bir duygu.
Yaşadığımız olaydan çok, beklediğimizle bulduğumuz arasındaki fark canımızı acıtıyor.
Danışanlarımdan zaman zaman şu cümleyi duyarım:
“Hocam, ondan hiç beklemezdim.”
Aslında hayal kırıklığının özeti biraz da bu cümlenin içinde saklıdır.
Ondan beklemezdim…
Demek ki zihnimizde o insana ait bir yer, bir anlam, belki de bir rol oluşturmuşuz.
Beni bırakmaz.
Bana yalan söylemez.
Beni aldatmaz.
Zor günümde gelir.
Beni anlar.
Ben onun için önemliyim.
Sonra hayat bize her zaman istediğimiz cevabı vermiyor.
Burada çok kullanılan bir söz vardır: “Kimseden hiçbir şey beklemeyeceksin.”
Ben buna pek katılmıyorum.
İnsan insandan bir şey bekler.
Sevdiğinizden sevgi, dostunuzdan dostluk, eşinizden sadakat, çocuğunuzdan zaman zaman vefa beklemeniz son derece insani.
Sorun beklentimizin olması değil.
Sorun, karşımızdaki insanın verebileceğinden fazlasını ondan yıllarca beklemeye devam etmek.
Çünkü bazen insanlar bize kim olduklarını defalarca gösteriyorlar ama biz görmek istemiyoruz.
Aramıyor ama “yoğundur” diyoruz.
Sözünü tutmuyor ama “bu kez böyle oldu” diyoruz.
Yanımızda olmuyor ama “aslında beni seviyor” diyoruz.
Aynı davranış tekrar tekrar yaşanıyor, biz ise her defasında başka bir sonuç bekliyoruz.
Sonra da kırılıyoruz.
Belki burada kendimize biraz zor bir soru sormamız gerekiyor:
Beni hayal kırıklığına uğratan gerçekten o insan mı, yoksa benim hâlâ onun başka biri olmasını beklemem mi?
Bazen bir insanı olduğu gibi görmek çok acıdır.
Çünkü o zaman yalnızca karşımızdaki kişiyle değil, kendi kurduğumuz hayalle de vedalaşmamız gerekir.
Sanırım insan yaş aldıkça bunu öğreniyor.
Herkesi değiştiremeyeceğimizi…
Çok seversek herkesin bizi çok sevmeyeceğini…
Çok iyi davranırsak herkesin bize iyi davranmayacağını…
Biz vefalıyız diye herkesin vefalı olmayacağını…
Ve belki de en önemlisi:
Biz olsaydık yapmazdık diye, başkasının da yapmayacağını düşünmemeyi.
Hayal kırıklıkları insanı biraz büyütüyor.
Kime ne kadar yaklaşacağımızı, kimin yanında ne kadar kendimiz olacağımızı, kime ne kadar güveneceğimizi zamanla öğreniyoruz.
Bu, insanlara güvenmemek anlamına gelmiyor.
Tam tersine, insanları oldukları haliyle görebilmek anlamına geliyor.
Çünkü bazen birini sevmeye devam edebilirsiniz ama artık ondan aynı şeyi beklemezsiniz.
Affedebilirsiniz ama eskisi kadar yakın olmayabilirsiniz.
Özleyebilirsiniz ama geri dönmek istemeyebilirsiniz.
İşte bütün bunlar birbiriyle çelişen şeyler değil.
Büyümek biraz da duygularımızın bu karmaşıklığını kabul etmek galiba.
O yüzden bugün sizi hayal kırıklığına uğratan birini düşünün.
Ve kendinize tek bir soru sorun:
“Bu insan gerçekten değişti mi, yoksa ben onu bugüne kadar görmek istediğim gibi mi gördüm?”
Belki cevabı hoşumuza gitmeyecek.
Ama bazen hayal kırıklığı bir son değil, bir uyanıştır.
Çünkü insanları değiştirmek için uğraşmayı bıraktığımızda çok önemli bir şeyi öğreniyoruz:
Onları oldukları yerde bırakıp, kendimizi başka bir yere koyabilmeyi.
HAYATIN REÇETESİ
Her hayal kırıklığından sonra “Neden bana bunu yaptı?” diye sormayın.
Bazen bir de şunu sorun:
“Bana kim olduğunu gösterdiğinde, ben neden görmek istemedim?”
Belki de bazı hayal kırıklıkları, hayatın bize insanları değil, beklentilerimizi yeniden tanıttığı anlardır.