Dişten yapılan göz…
Bir dişin, yeniden görmenin anahtarı olabileceğini söylesem kulağa bilim kurgu gibi gelir. Ama bu kez değil. Çünkü tıbbın en sıra dışı ameliyatlarından biri, gerçekten de hastanın kendi dişinden yararlanarak görme yetisini yeniden kazandırmayı hedefliyor.
Tekniğin adı OOKP: Osteo-Odonto-Keratoprotez. Yani kemik-diş-boynuzsu tabaka protezi.
Ancak burada yanlış anlaşılmaması gereken önemli bir nokta var: Bu yöntem, sıradan görme kayıpları için uygulanan bir ameliyat değil. Kornea nakli dâhil standart tedavilerin artık mümkün olmadığı, ileri düzey kornea körlüğü yaşayan hastalarda başvurulan son derece özel bir yöntem.
Peki, bir diş nasıl olur da göze yardımcı olabilir?
Cerrahlar, çoğunlukla hastanın kendi köpek dişini, çevresindeki küçük bir kemik parçasıyla birlikte çıkarıyor. Diş, özel bir işlemden geçirilerek küçük ve dayanıklı bir plak haline getiriliyor. Merkezine ise ışığın geçmesini sağlayacak akrilik bir optik silindir yerleştiriliyor.
Sonra işin en şaşırtıcı kısmı geliyor.
Bu diş plakası hemen göze yerleştirilmiyor. Önce hastanın derisinin altına geçici olarak yerleştirilerek canlı dokuyla bütünleşmesi sağlanıyor. Ardından gözün yüzeyi ağız içinden alınan mukoza dokusuyla kaplanıyor ve hazırlanan diş plakası gözün ön bölümüne sabitleniyor.
Optik silindir ise merkezden geçerek ışığın gözün içine ulaşmasını sağlıyor.
Yani diş, gözün yerini almıyor. Asıl görevi, gözün önüne yerleştirilen yapay optik pencereyi taşıyacak, vücutla bütünleşebilen sağlam bir biyolojik destek oluşturmak.
İlk duyduğumuzda tuhaf geliyor. Hatta biraz ürkütücü.
Ama tıp tarihi zaten çoğu zaman böyle ilerlemedi mi? Dün imkânsız görünen şeyler, bugün bir hastanın hayatını değiştiren tedavilere dönüşmedi mi?
2022 yılında yayımlanan bir takip çalışmasında, bu teknikle tedavi edilen 82 göz incelendi. Takip sonunda yapının bütünlüğünün yüzde 94 oranında korunduğu bildirildi. Ancak, ameliyatın risksiz olmadığı da açık. Glokom, yani göz tansiyonu, önemli ve sık karşılaşılan komplikasyonlardan biri.
Üstelik OOKP, “dişini çıkar, gözüne tak, görmeye başla” kadar basit bir işlem kesinlikle değil.
Birkaç aşamadan oluşuyor. Uzun bir takip süreci gerektiriyor. Çok özel cerrahi deneyim istiyor. Ve yalnızca belirli hastalar için düşünülebiliyor.
Ama bütün bu karmaşıklığın içinde çok çarpıcı bir fikir yatıyor:
İnsan vücudu, bazen kendi parçalarıyla kendisine yeni bir pencere açabiliyor.
Bir diş, bir göz olmuyor elbette.
Ama bazen bir diş, görmenin yeniden mümkün olabilmesi için gereken o küçük pencereyi taşıyabiliyor.
Tıbbın en etkileyici tarafı da belki tam olarak bu: Bize imkânsız gibi gelen çözümlerin, insan bedeninin içinde çoktan saklı olması.
Bedenin seni dinliyor mu?
Hiç düşündünüz mü, gün içinde kendimize söylediklerimiz bedenimizde bir karşılık buluyor olabilir mi?
Bazen sabah aynaya bakıp “Bugün hiç iyi görünmüyorum” diyoruz. Bazen de içimizden, “Artık çok yoruldum” diye geçiriyoruz. Bunlar bize sıradan cümleler gibi geliyor. Oysa zihnimizle bedenimiz birbirinden sandığımız kadar uzak değil.
Psikonöroimmünoloji tam da bu ilişkiyi araştırıyor. Zihinsel durumlarımızın, sinir sistemimiz, hormonlarımız ve bağışıklık sistemimizle nasıl etkileştiğine bakıyor.
Elbette hücreler bizim söylediğimiz kelimeleri anlayıp “Tamam, bugün moralim bozuk” demiyor. Mesele kelimelerin kendisinden çok, o kelimelerin bizde oluşturduğu duygu ve stres hali.
Sürekli korku, kaygı ve stres içinde olduğumuzda bedenimiz de bu durumdan etkileniyor. Stres hormonları yükseliyor, uyku bozulabiliyor, bağışıklık sistemi ve vücudun dengesi bundan payını alabiliyor.
Tersi de mümkün. Kendimizi güvende, sakin ve iyi hissettiğimizde bedenimiz de bu olumlu ruh haline biyolojik olarak yanıt verebiliyor.
Bunu söylerken “Olumlu düşün, bütün hastalıkların geçsin” gibi kolaycı bir şey söylemiyorum. Keşke hayat bu kadar basit olsaydı. Hastalıkların tedavisi gerektiğinde doktorun, ilacın ve bilimin yerini hiçbir olumlu cümle tutamaz.
Ama zihnimizin bedenimize eşlik ettiği de bir gerçek.
Belki de bu yüzden kendimize biraz daha şefkatli konuşmalıyız.
“Yetişemiyorum” yerine “Elimden geleni yapıyorum.”
“Çok kötüyüm” yerine “Bugün zorlanıyorum ama geçecek.”
Ve bazen sadece şu kadarını söylemek bile iyi gelebilir:
“Güvendeyim. Kendime iyi bakıyorum. İyileşmek için elimden geleni yapıyorum.”
Belki bu cümle bir mucize yaratmaz. Ama zihnimizle bedenimiz arasındaki o görünmez bağı biraz daha iyi kullanmamıza yardımcı olabilir.
Çünkü bazen insanın en çok ihtiyacı olan şey, dışarıdan duyacağı güzel bir söz değil; kendi içinden kendisine söyleyeceği birkaç iyi cümledir.
Sağlıkla kalın, haftaya pazar görüşmek üzere…