SON DAKİKA

Ev yapımı konserve her zaman güvenli mi?

Mezin Dedeyi Pazar 21 Haziran 2026 02:00

Yaz ayları, sebze ve meyvelerin en bol ve en kaliteli olduğu dönem. Bu nedenle birçok kişi kış hazırlıklarına başlayıp evde konserve yapıyor.

Ancak uzmanlar, konserve hazırlarken yapılan küçük hataların ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği konusunda uyarıyor. Dr. Öğr. Üyesi Aslı Muslu Can’a göre, güvenli bir konserve için öncelikle taze ve sağlam ürünler kullanılmalı. Çürük, küflenmiş veya ezilmiş sebze ve meyveler kesinlikle tercih edilmemeli.

Kavanoz ve kapak seçimi de en az ürün kalitesi kadar önemli. Çatlak kavanozlar, paslı ya da deforme olmuş kapaklar gıda güvenliğini tehlikeye atabiliyor. Ayrıca kavanozların aşırı doldurulmaması ve uygun ısıl işlemin uygulanması gerekiyor. Özellikle fasulye, bezelye ve mısır gibi düşük asitli gıdalarda yanlış yöntem kullanılması, ölümcül olabilen botulizm riskini artırabiliyor. Bu nedenle uzmanlar, ürünün türüne uygun sıcaklık ve süre kurallarına uyulmasını tavsiye ediyor. Konserve açılmadan önce de dikkatli olunmalı. Şişmiş kapak, sızıntı veya kötü koku varsa ürün kesinlikle tüketilmemeli. Hazırlanan konservelerin serin, kuru ve güneş görmeyen bir ortamda saklanması da büyük önem taşıyor. Kısacası, ev yapımı konserveler doğru yöntemlerle hazırlandığında hem ekonomik hem de güvenli bir seçenek. Ancak sağlık açısından risk yaşamamak için hijyen ve gıda güvenliği kurallarından taviz verilmemeli.

Tek enjeksiyonla eklem yenilenmesi mümkün mü?

Tıp dünyasında osteoartrit (kireçlenme) tedavisine yönelik umut verici bir gelişme yaşanıyor. ABD'deki University of Colorado Boulder öncülüğünde yürütülen bir araştırma, hasar görmüş eklemlerin yalnızca tek bir enjeksiyonla yenilenebilmesini hedefleyen yeni bir tedavi yaklaşımını gündeme taşıdı.

Geliştirilen yöntemin en dikkat çekici yanı, vücudun kendi onarım mekanizmalarını harekete geçirmesi. Araştırmacılara göre özellikle osteoartrit nedeniyle zarar gören eklemlerde, uygulanan tedavi sonrasında 4 ila 8 hafta içinde kıkırdak ve kemik dokusunun yeniden oluşumu mümkün olabiliyor.

Sistemin temelinde, FDA onaylı bir ilacın patentli mikro parçacık taşıyıcıları aracılığıyla doğrudan eklem içine enjekte edilmesi yer alıyor. Bu özel taşıyıcılar, ilacı aylar boyunca kontrollü şekilde salarak hasarlı dokuların kendini onarma sürecini destekliyor. Böylece tek seferlik bir uygulamanın uzun süreli etkiler oluşturması hedefleniyor.

Her ne kadar araştırma henüz klinik deneme aşamasına ulaşmamış olsa da, elde edilen sonuçlar oldukça dikkat çekici. Kısacası, eklem hastalıklarının tedavisinde yalnızca semptomları hafifletmek yerine hasarlı dokuyu yeniden oluşturmayı hedefleyen bu teknoloji, rejeneratif tıbbın geleceğine dair güçlü sinyaller veriyor. Önümüzdeki yıllarda yapılacak klinik çalışmalar, bu umut verici yaklaşımın gerçek bir tedavi devrimine dönüşüp dönüşmeyeceğini gösterecek.

Yılanın zehri değil, yanlış bilgi öldürüyor

Yaz ayları geldiğinde doğa çağırıyor. Parklar, ormanlar, yaylalar ve piknik alanları dolup taşıyor. Ancak doğayla geçirilen zaman arttıkça bazı riskler de beraberinde geliyor. Yılan ısırmaları, akrep sokmaları ve kene vakaları her yıl olduğu gibi bu yaz da sağlık uzmanlarının gündeminde.

Asıl dikkat çekici olan ise bu vakaların ardından yapılan yanlış müdahaleler. Çünkü bazen tehlike, yılanın zehrinden ya da akrebin iğnesinden değil, yıllardır doğru sanılan yanlış bilgilerden kaynaklanıyor.

İstanbul Aile Hekimliği Derneği (İSTAHED) Bilim Komisyonu Üyesi Dr. Esra Nur Kapukaya'nın uyarıları da tam olarak bu noktaya dikkat çekiyor. Kapukaya, halk arasında yaygın olarak uygulanan birçok yöntemin fayda sağlamadığı gibi ölümcül sonuçlara yol açabileceğini vurguluyor.

Özellikle yılan ısırmalarında filmlerden hafızalara kazınan "yarayı kesme" ve "zehri emme" yöntemleri hâlâ uygulanabiliyor. Oysa Dr. Kapukaya'ya göre bunların hiçbir bilimsel karşılığı bulunmuyor. Tam tersine, yara yerini kesmek doku hasarına ve enfeksiyona neden olurken, zehri emmeye çalışmak da hastaya herhangi bir yarar sağlamıyor.

Uzmanların ortak görüşü net: Yılan ısırığında ilk yapılması gereken panik yapmamak. Çünkü korku ve heyecan kalp atışlarını hızlandırıyor, bu da varsa zehrin vücutta daha hızlı yayılmasına neden oluyor. Isırılan bölgenin hareketsiz tutulması ve kişinin en kısa sürede sağlık kuruluşuna ulaştırılması gerekiyor.

Dr. Esra Nur Kapukaya'nın dikkat çektiği bir diğer önemli konu ise akrep sokmaları. Özellikle çocuklar ve 65 yaş üstü bireylerde ciddi sonuçlar doğurabilen akrep zehri, kalp ve sinir sistemi üzerinde etkili olabiliyor. Sokulan bölgede oluşabilecek şişlik nedeniyle yüzük, saat ve bileklik gibi takıların hızla çıkarılması gerektiğini belirten Kapukaya, hastaların mutlaka sağlık kuruluşunda gözlem altına alınmasının önemine işaret ediyor.

Yaz mevsiminin bir başka görünmez tehdidi ise keneler. Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) vakalarının gündeme gelmesiyle birlikte kene korkusu da artıyor. Ancak burada da yanlış uygulamalar öne çıkıyor. Kenenin üzerine kolonya dökmek, alkol sürmek ya da sigara basmak gibi yöntemlerin son derece riskli olduğunu belirten Dr. Kapukaya, bu işlemlerin kenenin taşıdığı mikroorganizmaları insan vücuduna aktarma riskini artırabileceğini söylüyor.

Doğru yöntem ise oldukça basit: Kene, uygun bir cımbız yardımıyla cilde en yakın noktadan tutulmalı ve ezilmeden dik şekilde çıkarılmalı. Sonrasında ise kişi kendisini yaklaşık 10 gün boyunca takip etmeli; ateş, halsizlik, baş ağrısı, kas ağrıları veya sindirim sistemi şikâyetleri gelişirse vakit kaybetmeden doktora başvurmalı.

Doğada karşılaşacağımız her tehlikeyi kontrol edemeyebiliriz. Ancak o tehlike karşısında nasıl davranacağımızı öğrenebiliriz. Çünkü bazen hayat kurtaran şey, cesaret değil; doğru bilgidir.

Sağlıkla kalın, haftaya pazar görüşmek üzere…