Küçük alışkanlıklar, büyük farklar
Eskiden bel ve boyun ağrıları daha çok ileri yaşların problemi olarak görülürdü. Şimdi ise uzun masa başı çalışmaları, saatler süren trafik çilesi, hareketsizlik ve düzensiz beslenme derken genç yaşta birçok kişi aynı şikâyetlerle doktora gidiyor.
Op. Dr. Erman Çekiç’e göre bunun en önemli nedenlerinden biri, omurgayı taşıyan kas sistemimizin giderek zayıflaması. Çünkü güçlü kaslar, omurganın yükünü hafifletiyor ve eklemleri koruyor. Özellikle sırt, bel ve karın kaslarının dengeli çalışması ileride oluşabilecek birçok sorunun önüne geçebiliyor. Aslında günlük hayatta yapacağımız küçük değişiklikler büyük fark yaratıyor. Bilgisayar ekranını göz hizasında kullanmak, uzun süre aynı pozisyonda kalmamak, her saat başı kısa bir mola verip hareket etmek bile omurgayı rahatlatıyor. Yük kaldırırken belden eğilmek yerine dizleri kullanmak da çoğumuzun ihmal ettiği ama çok önemli bir detay. Bir diğer önemli konu ise hareket etmek. Yüzme, pilates, yoga ya da düzenli yürüyüş… Hangisi size iyi geliyorsa onu hayatınıza katın. Çünkü hareket ettikçe hem kaslar güçleniyor hem de eklemlere binen yük azalıyor.
Beslenme tarafında ise bol su tüketmek, kalsiyumdan zengin beslenmek ve fazla kilodan kaçınmak omurga ile eklem sağlığı için oldukça önemli. Özellikle omega-3, sebze-meyve ve kolajen desteği eklemlerin korunmasına yardımcı olabiliyor. Kısacası sağlıklı bir omurga için mucize gerekmiyor. Biraz hareket, doğru duruş ve düzenli yaşam alışkanlıkları uzun vadede hem ağrıları azaltıyor hem de yaşam kalitesini ciddi şekilde artırıyor.
Kumarın şifresi çözüldü: “Bir el daha” meğer depresyonmuş
Yeşilay’ın araştırması gösterdi ki mesele sadece “maaşı kupona yatırmak” değilmiş. Kumar bağımlılığının arkasında ciddi bir ruh sağlığı sorunu yatıyor: depresyon.
Araştırmaya göre depresyon arttıkça kişi kumarı bırakmakta zorlanıyor. Yani olay sadece “bu kupon kesin tutar” özgüveni değil; beyin de “belki bu kez hayat değişir” diye son bir jeton daha atıyor.
Katılımcıların önemli kısmında depresyon görülmüş. Hatta çoğu kişi tedaviye kendi isteğiyle değil; aile baskısı, borçlar ve artık telefon rehberinde “abi acil” diye aranacak kimse kalmayınca yönelmiş.
En dikkat çekici detay ise klasik kumarbaz cümlesi:
“Bu kez sıra bende.”
Bilim insanları buna “yanılgı” diyor.
Mahalle kahvesi ise buna yıllardır “geçmiş olsun” diyor.
Araştırmanın özeti şu:
Kumar sadece cebin değil, psikolojinin de düşmanı. Çünkü insan kaybettikçe kazanmak için oynuyor, oynadıkça da biraz daha kaybediyor. Kısacası rulet masasında dönen sadece top değil, insanın ruh hali de oluyor.
“Bir ateş, bir enfeksiyon… Yıllar sonra demansa uzanan yol”
Bazı haberler vardır, okur geçersiniz. Bazıları ise insanın içine yerleşir. Helsinki Üniversitesi’nin yürüttüğü son araştırma tam da böyle bir çalışma. Çünkü mesele yalnızca bir enfeksiyon geçirmek değil; yıllar sonra zihnimizin nasıl çalışacağıyla ilgili olabilecek kadar ciddi bir tabloyla karşı karşıyayız.
Araştırmacılar Finlandiya’da 370 binden fazla insanın sağlık kayıtlarını incelemiş. Sonuç oldukça çarpıcı: Hastanede tedavi gerektiren ciddi enfeksiyonlar, ilerleyen yıllarda demans riskini belirgin şekilde artırabiliyor. Üstelik sadece ağır hastalıklar değil… Şiddetli idrar yolu enfeksiyonları, zatürre hatta ciddi diş enfeksiyonları bile bu riskle ilişkilendiriliyor.
En dikkat çekici kısım ise şu: 65 yaş altındaki bireylerde, ciddi bakteriyel enfeksiyon geçirenlerin erken başlangıçlı demans riskinin yaklaşık iki kat arttığı görülmüş. Yani bugün “geçer gider” diye baktığımız bazı sağlık sorunları, aslında beynimizde uzun vadeli izler bırakıyor olabilir.
Bilim insanları bu bağlantının arkasında sistemik inflamasyonun, yani vücudun yaygın iltihaplanma tepkisinin olduğunu düşünüyor. Enfeksiyon sırasında oluşan bu yoğun iltihaplanma, kan-beyin bariyerini aşarak beyindeki damar yapısına zarar verebiliyor. Sonrası ise yavaş yavaş gelen bilişsel yıkım…
Daha ürkütücü olan ise şu: Bu enfeksiyonların çoğu, demans teşhisinden yaklaşık 5-6 yıl önce yaşanıyor. Yani vücut aslında çok önceden alarm vermeye başlamış olabilir.
Bugün hâlâ birçok insan diş sağlığını erteliyor, yüksek ateşi “bir şey olmaz” diye geçiştiriyor ya da enfeksiyonları yarım bırakılan antibiyotiklerle bastırmaya çalışıyor. Oysa görünen o ki mesele yalnızca birkaç günlük rahatsızlık değil. Beynimiz, hafızamız ve yaşlılıkta nasıl bir hayat süreceğimiz de işin içinde.
Belki de artık sağlık dediğimiz şeyi parçalar halinde değil, bütün olarak düşünmenin zamanı geldi. Çünkü bazen bir enfeksiyon sadece enfeksiyon değildir.
Sağlıkla kalın, haftaya pazar görüşmek üzere…