Dicle'nin kıyısında iki kadim durak: Batman-Şırnak
Güneydoğumuzda, Dicle Nehri'nin şekillendirdiği topraklar yalnızca bir coğrafya değil, aynı zamanda binlerce yıllık bir medeniyetin hafızasıdır. Batman ve Şırnak da bu hafızanın en güçlü duraklarından ikisi. Tarihin, inancın ve doğanın iç içe geçtiği bu iki şehir, ziyaretçilerine sıradan bir gezi değil, geçmişe doğru uzun bir yolculuk vaat ediyor.
Batman denildiğinde akla ilk gelen yer hiç kuşkusuz Hasankeyf. Dicle’nin kıyısında yükselen bu kadim kent, mağara yerleşimleri, taş yapıları ve köklü geçmişiyle Mezopotamya’nın en önemli miraslarından biri olmayı sürdürüyor. Roma’dan Artuklulara kadar birçok uygarlığın izlerini taşıyan Hasankeyf’te, bugün yeni yerleşim alanına taşınan Zeynel Bey Türbesi zarif çini süslemeleriyle ziyaretçilerini karşılıyor. Dicle’nin kıyısında yürürken, bu toprakların neden binlerce yıldır yaşamın merkezi olduğunu anlamak hiç de zor değil.
Batman’ın tarihi yalnızca Hasankeyf’le sınırlı değil. Artuklu döneminin önemli eserlerinden Malabadi Köprüsü, yüzyıllardır Batman Çayı üzerinde dimdik ayakta duruyor. Kozluk ilçesindeki tarihi kaleler ve Kıra Dağı eteklerinde yer alan Mor Kuryakos Manastırı ise bölgenin kültürel çeşitliliğini gözler önüne seren önemli duraklar arasında bulunuyor.
Batman’dan Şırnak’a doğru ilerledikçe Mezopotamya’nın farklı bir yüzü ortaya çıkıyor. Dağların arasına gizlenmiş bu kadim şehir, Hz. Nuh ile özdeşleşen güçlü bir inanç mirasına sahip. Cizre’de bulunan Hz. Nuh Türbesi, her yıl çok sayıda ziyaretçiyi ağırlarken, 16. yüzyılda inşa edilen Kırmızı Medrese de taş işçiliği ve mimarisiyle dikkat çekiyor. Şeyh Ahmed El-Cezeri’nin türbesine ev sahipliği yapan bu yapı, bölgenin kültürel hafızasında önemli bir yere sahip.
Şırnak’ın en dikkat çekici özelliklerinden biri ise farklı inançların yüzyıllar boyunca bir arada yaşayabilmiş olması. İdil ilçesindeki Mor Yakup ve Mor Dodo kiliseleri, Süryani kültürünün günümüze ulaşan en önemli eserleri arasında yer alıyor. Mağaraköy ise Ezidi kültürünün izlerini taşıyan taş yapıları ve mağara yerleşimleriyle farklı bir deneyim sunuyor.
Doğa tutkunları için de bu coğrafya eşsiz manzaralar barındırıyor. Kasrik Boğazı’nın sarp kayalıkları, kayalara oyulmuş geçitleri ve binlerce yıllık kalıntıları, bölgenin doğal güzelliğini tarih ile buluşturuyor. Cehennem Deresi ise vahşi doğasıyla fotoğraf tutkunlarının ve macera arayanların uğrak noktalarından biri.
Bu yolculuğun en keyifli bölümlerinden biri de hiç kuşkusuz sofralar. Batman’da Şam Böreği ve Piçik gibi yöresel tatlar öne çıkarken, Şırnak mutfağında Kutlık, Serbidev ve Perde Pilavı mutlaka denenmesi gereken lezzetler arasında bulunuyor. Her biri, Mezopotamya’nın yüzyıllardır süregelen mutfak kültürünün yaşayan temsilcileri.
Batman ve Şırnak, sadece yan yana duran iki şehir değil; Dicle’nin kıyısında birlikte yazılmış büyük bir medeniyet hikâyesinin iki önemli sayfası. Bu rotaya çıkanlar, yalnızca yeni yerler görmekle kalmıyor, tarihin ve kültürün izini sürerek Anadolu’nun en kadim coğrafyalarından birini yakından tanıma fırsatı buluyor.