SON DAKİKA

Depoda zam yolda enflasyon

Mustafa Deniz Pazartesi 24 Ağustos 2026 02:00

Türkiye'de akaryakıt tabelaları artık neredeyse günlük ekonomi bülteni gibi okunuyor. Bir gün motorin, ertesi gün benzin… Bir hafta indirim, hemen ardından çok daha büyük bir zam. Rakamlar da bu hareketliliğin boyutunu açıkça gösteriyor.

22 Temmuz’da İstanbul Avrupa Yakası’nda benzinin litre fiyatı 65,71 TL, motorinin litre fiyatı ise 74,27 TL idi. 22 Ağustos itibarıyla aynı bölgede benzin 71,46 TL’ye, motorin ise 82,73 TL’ye çıktı.

Başka bir ifadeyle bir ayda benzinin litresi 5,75 TL, motorinin litresi 8,46 TL arttı.

Oransal artış ise benzinde yaklaşık yüzde 8,8, motorinde yüzde 11,4.

Motorindeki artışın daha sert olması tesadüf değil.

Asıl mesele petrol

Türkiye akaryakıtta dışa bağımlı bir ülke. Dolayısıyla dünya petrol piyasasında yaşanan her hareket, belli bir süre sonra Türkiye’deki pompaya yansıyor.

Son haftalarda ABD-İran gerilimi, bölgedeki enerji arzına ilişkin endişeler ve küresel petrol piyasasındaki dalgalanma Brent petrol fiyatlarını yukarı taşıdı. Temmuz ayında Brent’in 70 dolar civarından 90 doların üzerine çıkması, akaryakıtta peş peşe zamların temel nedenlerinden biri oldu.

Ama Türkiye açısından hikâye yalnızca Brent petrol değil.

Çünkü petrolü dolarla alıyoruz.

Dolayısıyla dünya petrol fiyatı yükselirken bir de dolar/TL tarafında yukarı yönlü hareket varsa, rafineri maliyeti iki kanaldan birden artıyor.

Akaryakıt fiyatlarının hesaplanmasında Akdeniz piyasasındaki işlenmiş ürün fiyatları ile dolar kurundaki değişimler önemli rol oynuyor. Daha sonra vergiler ve diğer kalemler eklenerek pompa fiyatı oluşuyor.

Yani Türkiye’de akaryakıt fiyatını yalnızca “varil petrol kaç dolar?” sorusuyla açıklamak mümkün değil.

Vergi de denklemin içinde

Bir başka önemli başlık ise ÖTV.

Devlet, akaryakıt fiyatındaki küresel artışın tamamının tüketiciye yansımasını önlemek amacıyla eşel mobil benzeri mekanizmaları kullanabiliyor. Ancak bu sistem, fiyat artışını tamamen ortadan kaldırmıyor; artışın bir bölümünü vergi tarafında absorbe ediyor.

Bunun en çarpıcı örneğini ağustos ayında gördük.

13 Ağustos’ta motorinden alınan ÖTV ağustos ayının kalan bölümü için sıfırlandı. Buna rağmen hemen ertesi gün motorinin litre fiyatına 8,89 TL zam geldi.

Bu tablo bize çok önemli bir şey söylüyor:

Vergiyi sıfırlamak bile küresel maliyet şokunu tamamen karşılamaya yetmiyorsa, akaryakıt fiyatındaki temel baskının kaynağı yalnızca vergi değildir.

Üstelik 22 Ağustos’ta motorine bir kez daha 2,92 TL zam geldi.

Bir litre mazotun hikâyesi aslında Türkiye ekonomisinin hikâyesi

Akaryakıt fiyatı yükseldiğinde yalnızca otomobil sahibinin cebinden daha fazla para çıkmıyor.

Kamyon daha pahalı taşıyor.

Otobüs daha pahalı çalışıyor.

Çiftçinin tarladaki maliyeti yükseliyor.

Marketin lojistik faturası kabarıyor.

Fabrikada üretim maliyeti artıyor.

Ve sonunda bu maliyetlerin önemli bir bölümü tüketici fiyatlarına yansıyor.

İşte akaryakıt zammının en tehlikeli tarafı burada.

Benzin ve motorin fiyatındaki artış doğrudan enflasyonun yanı sıra dolaylı olarak da enflasyonu besliyor.

Bu nedenle akaryakıt fiyatlarına yalnızca “araç sahiplerinin sorunu” olarak bakmak büyük bir hata olur.

Peki bundan sonra ne olacak?

Asıl soru bu.

Petrol fiyatlarında kalıcı bir düşüş yaşanmadığı, jeopolitik riskler devam ettiği ve döviz kurunda yukarı yönlü baskı sürdüğü sürece akaryakıtta fiyatların aşağı gelmesi kolay görünmüyor.

Üstelik Türkiye’de akaryakıt fiyatları yalnızca petrol fiyatına değil, rafineri ürün fiyatlarına ve kura da bağlı.

Bu nedenle dünya petrolünde küçük bir yükseliş Türkiye’de pompaya daha büyük bir maliyet olarak yansıyabilir.

Burada ekonomi yönetiminin önündeki en önemli meselelerden biri, küresel enerji şokunun enflasyon üzerindeki ikinci tur etkilerini sınırlamak.

Çünkü akaryakıt zammı sadece depoyu değil, bütün ekonomiyi dolduruyor.

Bugün 1 litre motorine yapılan 2-3 liralık zam, yarın taşımacılık maliyetinde, gıda fiyatında, üretim giderinde ve nihayet tüketicinin alışveriş sepetinde karşımıza çıkıyor.

Son bir ayın rakamları da bunu açıkça gösteriyor:

Benzin yüzde 8,8, motorin yüzde 11,4 pahalandı.

Ve bu tablo bize şunu hatırlatıyor:

Türkiye’nin akaryakıt sorunu yalnızca “petrol pahalı” meselesi değildir. Petrol, kur, vergi ve jeopolitik risklerin aynı depoda buluştuğu bir maliyet zinciridir.

Zincirin herhangi bir halkası kırılmadığı sürece, pompa fiyatlarında kalıcı bir rahatlama beklemek de kolay olmayacaktır.