Faiz yetmez önce devlet tasarruf edecek
Türkiye ekonomisi son yılların en zorlu enflasyon mücadelesini veriyor. Merkez Bankası faizleri yüksek tutuyor, krediye erişim zorlaşıyor, vatandaş harcamalarını kısıyor, şirketler yatırım kararlarını erteliyor. Ama ortada cevap bekleyen kritik bir soru var: Bütün yük neden sadece vatandaşın ve reel sektörün omuzlarında?
Merkez Bankası'nın son faiz kararını değiştirmemesi, sıkı para politikasının devam edeceğini gösteriyor. Ama artık herkes biliyor ki faiz, tek başına ekonomik sorunları çözebilecek sihirli bir araç değil.
Ekonomi bir bütün. Para politikası, maliye politikası ve kamu yönetimi aynı hedef doğrultusunda hareket etmediği sürece başarıya ulaşmak kolay değil.
Bugün Türkiye'de küçük esnaf kredi maliyetlerinden şikâyet ediyor. Sanayici yatırım yapmakta zorlanıyor. Dar gelirli vatandaş artan hayat pahalılığı karşısında bütçesini denkleştirmeye çalışıyor. Emekli ve çalışanlar gelirlerinin eridiğini hissediyor. Kısacası toplumun her kesimi kemer sıkıyor.
Peki aynı dönemde devlet de aynı ölçüde tasarruf yapıyor mu?
İşte tartışmanın düğümlendiği nokta burada.
Ekonomide güven yalnızca faiz artırarak sağlanmaz. Vatandaşın fedakârlık yaptığı bir dönemde kamuda lüks harcamaların, yüksek temsil giderlerinin, gereksiz araç ve bina maliyetlerinin devam ettiği algısı oluşuyorsa, ekonomik programın toplumsal desteği zayıflar.
Çünkü insanlar doğal olarak şu soruyu sorar:
"Ben harcamalarımı kısarken devlet neden kısmıyor?"
Oysa güçlü ekonomilerin ortak özelliği, kriz dönemlerinde önce kamu maliyesinde disiplin sağlamalarıdır. Devlet önce kendi harcamalarını gözden geçirir, gereksiz giderleri azaltır ve ardından toplumdan fedakârlık ister.
Türkiye'nin bugün ihtiyaç duyduğu şey de tam olarak budur.
Enflasyonla mücadele yalnızca yüksek faizle yürütülemez. Kamu harcamalarında verimlilik sağlanmalı, kaynaklar üretken alanlara yönlendirilmeli ve bütçe üzerindeki gereksiz yükler azaltılmalıdır.
Bunun ekonomik etkileri de küçümsenemez.
Kamunun daha az borçlanması faiz baskısını azaltır. Bütçe açığının küçülmesi piyasalara güven verir. Yatırımcı geleceği daha net görür. En önemlisi de toplum, fedakârlığın adil paylaşıldığını hisseder.
Merkez Bankası'nın faizleri sabit tutması kısa vadede enflasyon beklentilerini kontrol altında tutabilir. Ancak kamuda harcama disiplini güçlendirilmezse, para politikasının etkisi sınırlı kalabilir. Bu durumda yüksek faizler uzun süre devam ederken büyüme yavaşlar, yatırım iştahı azalır ve ekonomik maliyet artar.
Ekonomi yönetiminin önündeki temel mesele artık sadece enflasyonu düşürmek değil, bunu toplumun tüm kesimlerine dengeli biçimde yayılmış bir maliyetle gerçekleştirebilmektir.
Türkiye'nin bugün ihtiyacı olan şey daha yüksek faiz değil, daha yüksek mali disiplin ve daha güçlü kamu tasarrufudur.
Çünkü vatandaşın kemer sıktığı yerde devletin de aynı fedakârlığı göstermesi gerekir.
Ekonomide güvenin gerçek başlangıç noktası tam da burasıdır.
