SON DAKİKA

Marmara Denizi'ndeki deprem riskimiz bitti mi?

Bu hafta fark ettim ki artık kimse Marmara Denizi'nde beklediğimiz depremi konuşmuyor. Acaba yok mu sayıyorlar diye araştırdım ve sevindirici bazı gelişmeler olduğunu gördüm.

Bu nedenle size bu hafta hem dönüşüm çalışmalarını hem de zemin etütlerinin deprem olduğunda nasıl hayati bir önem taşıdığını anlatmak istedim.

Bakınız kıymetli okurlarım, ülkemizde ki mühendislik tarihinde 17 Ağustos 1999 depremi pek çok açıdan milat olarak kabul edilir. Özellikle, İnşaat, Jeoloji ve Jeofizik Mühendisliği bölümleri için.

Zira 1999 depremine kadar ülkemizde zemin etüdü yapılma zorunluluğu yoktu. Sadece bina önem katsayısı yüksek yapılar inşa edileceği zaman üniversitelerden özellikle zemin mekaniği açısından rapor istenirdi.

Ancak sıradan binalar için (yani her tarafta görebileceğiniz türden 150 m2 oturuma sahip 5 katlı binalar) böyle bir zemin etüdü yapılmazdı. Oysa binaların oturduğu zemin her bölge için ayrı jeolojik özellik gösterdiği için bu zemin değerlerinin elbette ki farklı olması gerekirdi. 

Sonra 17 Ağustos 1999 günü gece saat 03-02’de yerin 17 km. altında 45 sn. sürecek bir felaket yaşandı…

Bu felaketin enerji karşılığı yaklaşık 120-150 km. bir fay hattında yerin 17 km. altında 133 adet, Hiroşima’ya atılan atom bombasının patlatılmasıyla oluşacak bir enerji açığa çıkarak resmi kayıtlara göre 96,796 binanın ağır hasar alarak yıkılmasına neden oldu. Bu sırada 18,373 kişi hayatını kaybetti. Depremden sonra kaybolan kişi sayısı 5840 kişi olarak kayıtlara geçti.

Sonuç olarak, bu felakete hiçte hazır olmayan, zemin etütleri yapılmamış binalar, yerle bir oldu. Zaten, depremin merkez üstünde Adapazarı-Gölcük bölgesinde jeolojik ve jeofizik altlık çalışması olacak zemin çalışması yapılmış olsaydı şehrin kurulduğu bu bölgeye, asla o binalar inşa edilmezdi...

Ancak maalesef insanlarımız, bu önemli hatayı hayatlarıyla ödediler…

Sonra yapılan yönetmelik değişiklikleriyle önce zemin etütleri tüm yapılar için zorunlu hale getirildi sonrada giderek mühendislik açıdan daha fazla detaylandırıldı. 

En son, TBDY-2018’de zemin etütleri şu ana kadar yapılanlar arasında mühendislik açısından en detaylı ve bana göre en güvenli hale getirildi.

Zemin etütlerinde TBDY-2018’den sonra yapılan en önemli gelişmeler;

1-Zemin etütleri; Veri Raporu ve Geoteknik Rapor olmak üzere iki ayrı raporun birleşmesinden oluştu. Veri raporunu Jeoloji ve Jeofizik Mühendisi birlikte hazırlarken. Geoteknik raporu, geoteknik konusunda yüksek lisans yapmış İnşaat Mühendisleri hazırlamaya başladı.

2-Sondaj sayısı ve Jeofizik veri sayısı arttırıldı ve buna bağlı olarak istenen zemin mekaniği ve kaya mekaniği deneyleri de arttı. Buna bağlı olarak raporun veri kalitesi en üst düzeye ulaştı.

3-Veri raporu hazırlanmadan önce arazi çalışmaları belediyedeki mühendisler tarafından denetlenmeye başlandı.

4-Geoteknik açıdan zeminde bir problem varsa örneğin taşıma gücü, zeminde oturma, sıvılaşma, şev stabilite riski varsa zemin iyileştirme projesi belediyeler tarafından istendi ve yapı denetim firmaları bu uygulamaları yerinde denetlediler.

5-Zemin sınıfı ZE ve ZF çıktığında sahaya özel deprem tehlike analizi istendi ve buna göre zemin geoteknik açıdan tasarım gözetmeni denetiminde iyileştirme sürecine sokuldu.

Ayrıca, 2023 Kahramanmaraş depremlerinin yarattığı ağır yıkım verileri baz alınarak yönetmeliğe kritik müdahaleler yapılmıştır.

Yapısal Etkisi: 6 kat (BYS ≤ 6) ve altındaki betonarme binalarda her iki doğrultuda betonarme perde duvar zorunluluğu getirilmiştir.  

Sonuç olarak, bütün bu değişiklikler aslında mühendislik açıdan binalarımızı depreme daha dayanıklı hale getirmek ve insanlarımızın ölmesini engellemek için yapılmıştır.

Peki o zaman, Marmara denizinde beklediğimiz deprem riski bitti mi?

Hayır bitmedi ancak vatandaşlarımız, İstanbul’da devletin yarısı bizden kampanyasından faydalanıp binalarını kentsel dönüşüm kapsamında dönüştürmeye devam ediyorlar. Özellikle Avcılar, Küçükçekmece, Büyükçekmece, Bağcılar, Zeytinburnu, Bahçelievler, Bakırköy, Güngören, Fatih, Tuzla, Esenyurt, Beylikdüzü, Silivri gibi zemini iyi olmayan ilçelerde bu dönüşümün hızlanması beni ciddi anlamda umutlandırdı.

Marmara Denizi’ndeki deprem riskimiz elbette ki geçmedi, özellikle 1766 fay segmenti, içinde biriktirdiği enerjiyi %92 oranında muhafaza ediyor ve kırıldığında, İstanbul şehir merkezine 20 km. mesafede Mw:7,3 magnitüdünde bir deprem yaratma potansiyeli açısından, halen büyük risk taşıyor.