SON DAKİKA

Kıtalar ve Okyanusların Kökenine ulaşmak

Bu hafta, ünlü Alman astronom ve meteorolog Alfred Wegener'in Kıtalar ve Okyanusların kökeni kitabını hep birlikte anlamaya çalışacağız.

Alfred Wegener’in hikayesi, bilim tarihindeki en büyük entelektüel isyanlardan ve trajik kahramanlıklardan biridir. Yerkürenin milyarlarca yıllık serüvenini anlamak için, kıtaların sadece birer "kara parçası" değil, sürekli hareket halinde olan devasa gemiler olduğunu görebilmek, o dönemin statik düşünce yapısını temelden sarsmıştır.

Alfred Wegener kimdir?

İlginçtir ki yerkürenin dinamiklerini kökten değiştiren bu adam bir yerbilimci değildi. Alfred Wegener (1880-1930), aslen bir astronom, meteorolog ve kutup araştırmacısıydı. Berlin'de astronomi doktorası yapmış, ancak gökyüzünden çok atmosferin dinamiklerine ve yeryüzünün ekstrem koşullarına ilgi duymuştu.  

Bu kitabı neden yazdı?

1910 sonbaharında Wegener, bir arkadaşının evinde dünya haritasını incelerken Güney Amerika'nın doğu kıyısı ile Afrika'nın batı kıyısının birbirine bir yapboz gibi oturduğunu fark etti. Bu görsel uyum daha önce başkaları tarafından da fark edilmişti, ancak Wegener bunu bir tesadüf olarak görmeyi reddetti.

Kısa süre sonra, okyanusun iki yakasında da aynı antik bitki (Glossopteris) ve sürüngen (Mesosaurus) fosillerinin bulunduğunu okudu. Dönemin ana akım bilimi, bu fosillerin okyanusu sular altında kalmış "dev kara köprüleri"aracılığıyla geçtiğine inanıyordu. Ancak yerkabuğunun izostazi (denge) prensiplerine göre, devasa bir kıtasal kütlenin okyanus tabanına çöküp kaybolması fiziksel olarak imkansızdı.

Wegener, statik ve zorlama açıklamalardan tatmin olmadı. Bütün bu jeolojik, paleontolojik ve klimatolojik verileri tek bir mantıklı çerçevede birleştirmek için 1915'te "Kıtaların ve Okyanusların Kökeni" kitabını yazdı. Amacı, doğanın tutarsız yalanlar söylemeyeceğini, eğer kıtaların kenarları, kayaları ve fosilleri birbirini tutuyorsa, o kıtaların bir zamanlar birleşik olmak zorunda olduğunu kanıtlamaktı.

Kitabın felsefesi

Bu kitabın felsefesi epistemolojik bir sıçramadır: "Dünya ölü ve durağan bir heykel değil, yaşayan, nefes alan ve sürekli kabuk değiştiren dinamik bir organizmadır." Wegener, zaman algımızı insan ömründen çıkarıp "derin zamana"  taşımamızı istemiştir.

Zamanı milyonlarca kat hızlandırdığınızı hayal edin. Yerkabuğu artık sert ve kırılmaz bir kaya değil, ağır ağır kaynayan koyu bir çorbanın üzerindeki zarlar gibidir. Yaklaşık 300 milyon yıl önce, tüm kıtalar devasa ve yalnız bir ada olan Pangea'yı oluşturmak üzere bir araya gelmiş durumda.  

Sonra, yerin derinliklerinden gelen muazzam bir jeodinamik güçle bu devasa toprak parçası çatırdamaya başlıyor. Büyük yarıklar açılıyor, aralarına sular doluyor . Güney Amerika ve Afrika, birbirine sırtını dönen iki eski dost gibi yavaşça uzaklaşıyor. Hindistan, güneyden kopup inanılmaz bir hızla kuzeye doğru sürükleniyor ve Asya'ya şiddetle çarparak o devasa çarpışmanın etkisiyle Himalayalar'ı gökyüzüne doğru buruşturarak yükseltiyor. Dünya haritası, asla bitmeyen ve çok ağır çekimde oynatılan bir animasyon gibidir.

Bu kitabın bilime katkısı nelerdir?

Pangea Kavramı: Tek süper kıta fikrini bilimsel literatüre soktu.

Kıta Kayması (Continental Drift): Kıtaların hareket edebileceği fikrini matematiksel, meteorolojik ve jeolojik kanıtlarla ilk kez sistematik olarak sundu.

Levha Tektoniğinin Temelleri: Kıtaları neyin ittiğini tam olarak açıklayamasa da (manto konveksiyon akımları daha sonra Arthur Holmes tarafından önerilecekti), 1960'larda kanıtlanacak olan "Levha Tektoniği" devriminin kıvılcımını yaktı. Modern sismolojinin, deprem mühendisliğinin ve jeofiziğin varoluş borcu Wegener'in bu cesur tezine dayanır.

Bütün bu katkılarına rağmen Wegener Fikirleri Yüzünden Dışlandı Teorisi açıklandığında dönemin dev jeofizikçileri tarafından alay konusu oldu. Hatta bazı bilimsel konferanslarda adı anıldığında salonu terk edenler oluyordu. Onu "hayalperest bir meteorolog" olmakla suçladılar.

Wegener, 1930 yılında Grönland'ın dondurucu iç kesimlerinde mahsur kalan iki bilim insanı arkadaşına erzak ulaştırmak için köpek kızağıyla yola çıktı. Erzakları teslim ettikten sonra dönüş yolunda, 50 yaşında, -50°C soğukta kalp yetmezliğinden hayatını kaybetti.

Arkadaşları onu Grönland'ın devasa buz örtüsünün içine gömdüler. İroni şudur ki; kıtaların hareket ettiğini savunan bu büyük deha, şimdi Grönland buzuluyla birlikte yılda birkaç santimetre hızla okyanusa doğru yavaş yavaş "kaymaya" devam etmektedir. Mezarı hiçbir zaman bulunamamış ancak yeryüzünün dinamik yapısını 1915 yılında en iyi o anlatmıştır.