SON DAKİKA

İstanbul için son çağrı!

Çiğdem Men Çarşamba 10 Haziran 2026 02:00

Bugün özellikle İstanbul'un eski yerleşim bölgelerine baktığımızda, maalesef karşımıza beton yığınından başka bir manzara çıkmıyor.

Eskiden yatay birer sorun olan gecekondular, bugün ne yazık ki "yüksek katlı gecekondulara" dönüşmüş durumda. Yeşili, otoparkı, altyapısı olmayan, sadece betondan ibaret manzaralar... Hasılı; geleceği çalınmış bir şehir.

Balkona çıktığınızda karşınızda gördüğünüz yine bir başka bina. Nefes aldırmayan, insanı gökyüzüne hasret bırakan bir yapılaşma düzeni...

Peki, İstanbul’u bu hale getiren kim?

Özellikle kentsel dönüşüm mevzuatının çıkmasıyla birlikte, ne yazık ki "parsel bazlı" yerinde dönüşüm projelerine hız verildi. Gecekondu yıkıldı, yerine yüksek katlı binalar dikildi. Belediye, çevre planlaması yapmadan imar iznini ve ruhsatını verdi; müteahhit "benim satacağım konut olsun, gerisi beni ilgilendirmez" dedi; vatandaş ise "daha fazla dairem olsun, gerisi mühim değil" diyerek hareket etti.

Herkes kendi çıkarına göre bir şey söyledi ama olan kime oldu? Tabii ki sadece vatandaşa ve güzelim İstanbul’a...

Evet; sevgili belediye başkanları, sevgili kat malikleri ve sevgili müteahhitler... Bina üretmek de kolay, ruhsat vermek de kolay, İstanbul’da "başımı sokacak bir yerim olsun" demek de kolay.

Ama İstanbul’a ne olacak? Nasıl bir İstanbul yarattığınızın farkında mısınız?

Burada bir parantez açmakta fayda var: Elbette bugün mevzuat gereği otopark yapma zorunluluğu bulunuyor ve bazı bölgelerde ada bazlı dönüşümle hayata geçirilen vizyoner, kapsamlı projeleri de görüyoruz. Benim burada dikkat çekmek istediğim asıl mesele; bugüne kadar yapılan ve maalesef pek çok ilçede hala tüm hızıyla devam eden o plansız, vizyonsuz dönüşümler...

Otopark yok; bu yüzden sürekli felç olan bir trafik. Binaların kontrolsüzce yükselmesiyle nüfus artıyor ama bu artışa karşı alınan hiçbir önlem yok. Çocukların oynayacağı doğru düzgün bir park, gölgesinde oturacağınız bir ağaç, ayağınızı basacağınız bir karış toprak kalmadı. Sadece bina ve insan yığını var.

Hele ki kapımızdaki deprem gerçeği... Baktığım her yerde, olası bir sarsıntıda domino taşı gibi yıkılabilecek bölgeler görüyorum. Allah korusun, o felaket anı geldiğinde bu daracık, otoparksız sokaklarda insanları kim, nasıl kurtaracak?

İstanbul için hala tamamen geç sayılmaz. Kentte yenilenmesi gereken binlerce konut var ve bu tarz talihsiz dönüşmüş bölgelerde, binalar yeni olsa bile imar revizyonları yapılabilir.

Bundan sonraki dönüşümler kesinlikle parsel değil, ada bazlı yapılmalı; her şey en ince ayrıntısına kadar planlanmalı. Mümkünse bu süreçler, vizyon sahibi, kurumsal ve A sınıfı müteahhitlik belgesi olan markalı konut geliştiricileri tarafından yürütülmeli. "Ben" diyerek değil, "biz" diyerek, şehrin ortak geleceğini düşünerek hareket etmeliyiz.

Hükümet yetkilileri her seferinde kentsel dönüşümün "siyaset üstü" bir mesele olarak düşünülmesi gerektiğini vurguluyor. Bu söze sonuna kadar katılıyorum. Çünkü şehirlerimiz maalesef siyasete ve ranta kurban ediliyor; kimsenin yarınları düşündüğü yok.

Unutmamak gerekir ki; şehirler belediyelerin namusudur. Ve yönetimler, bugünü kurtarmanın değil, şehirlerin yarınlarını inşa etmenin sorumluluğunu taşımak zorundadır.

İstanbul için hala umut var. Sadece parsel bazlı ezberleri bozup, büyük fotoğrafa odaklanmamız gerekiyor. Belediyelerimizin öncülüğünde, rüştünü ispatlamış kurumsal geliştiricilerin vizyonuyla ada bazlı projelere odaklanırsak hem güvenli hem de yaşanabilir bir İstanbul’u inşa edebiliriz. Zaman suçlama değil, el ele vererek bu kadim şehre nefes aldırma zamanıdır.