SON DAKİKA

15 kişilik masadaki o "Nadide" sandalye

Hakan Özbay Salı 21 Temmuz 2026 02:00

Sahneler ne kadar da ışıltılı değil mi? Dev ekranlarda dönen "sürdürülebilirlik" vizyonları, yaka kartlarında parlayan "fırsat eşitliği" mottoları, mikrofonda yankılanan kadın istihdamı nutukları…

İş dünyamızın en sevdiği kelimeler bunlar. Teoride hepimiz inanılmaz eşitiz, hepimiz çok moderniz, adeta aydınlanmanın zirvesinde bayrak sallıyoruz. Ama pratik, o şatafatlı salonların kapısından içeri girince şık İtalyan kesim takım elbiselerini askıya asıp, bir anda gri bir Anadolu kasabası kahvehanesine dönüşüveriyor.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü yaklaşırken izlediğimiz o duygu yüklü reklam filmlerini düşünün mesela. Kurumsal iletişim departmanlarının "kadının gücü", "kadın isterse yapar" temalı o göz yaşartıcı kampanyaları için harcanan milyonlarca lirayı... Ekranda izlerken zannedersiniz ki memleketin bütün yönetim kurulları kadınların eline geçmiş, erkekler sadece fotokopi çekiyor. Ama gerçek hayata döndüğünüzde, o devasa bütçeli reklamların çekildiği plazaların en üst katındaki toplantı odalarında manzara hep aynıdır: Deri koltuklara gömülmüş, ellerini göbeklerinin üzerinde kavuşturmuş bir grup adam.

Gelelim ekonominin, ihracatın, çok övündüğümüz "dünya ile entegrasyonun" kalbine. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM). İş dünyasının amiral gemisi. Kısa süre önce yeni yönetim kurulu açıklandı. 15 kişilik masaya koca bir vizyon oturtuldu. Listeye bir baktık, saydık. İnanamadık, gözlüğümüzü silip bir daha saydık. Sonuç değişmedi.

14 takım elbiseli beyefendi ve sadece ama sadece 1 kadın.

Bu on dört beyefendiyi yan yana hayal edin. Lacivert ve gri tonlarının o boğucu hakimiyeti, makroekonomik veriler tartışılırken senkronize bir şekilde sallanan başlar, birbirlerine "başkanım" diye hitap etmeler... Dışarıdan baksanız Sanayi Devrimi'nin ilk yıllarından fırlamış, puro dumanı altındaki bir İngiliz kulübü sanırsınız. Halbuki burası 21. yüzyılın Türkiye'si, burası geleceği inşa edeceğini iddia edenlerin, inovasyondan dem vuranların masası.

Bu kadar şatafatlı lafın, tonla bütçe harcanan eşitlik zirvelerinin sonucunda ulaştığımız nihai aydınlanma seviyesi bu: On beş kişide bir.

Masadaki o "tek" kadın üye kim derseniz; İstanbul Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Melisa Tokgöz Mutlu. Melisa Hanım bir önceki dönemde de yönetim kurulundaki yegane kadın üyeydi.

Melisa Hanım'ın o masadaki ruh halini tahayyül etmeye çalışıyorum bazen. Sağınıza bakıyorsunuz kravat, solunuza bakıyorsunuz yelekli takım elbise. Bütün bir ülkenin kadın girişimcilerini, kadın sanayicilerini, o "fırsat eşitliği" masallarındaki bütün kadınları tek bir sandalyede, tek bir bedende temsil etme yükü... Sanki yazısız bir kural varmış da, "aman bir kişi olsun, aile fotoğrafı çektirirken ön sıraya koyarız, dışarıdan da eleştiri almayız" denilmiş gibi bir tablo.

Yani iş dünyamızın en tepesinde "sürdürülebilirlik" derken kastettikleri şey meğer kadın üye sayısını yıllarca istikrarlı bir şekilde "bir"de tutmakmış! Gerçekten muazzam bir istikrar. Koskoca ihracat ordusunda masaya oturacak ikinci bir kadın bulamadık mı?

Söylemlerin inandırıcılığı, 15 sandalyenin 14'üne kravatlı abilerin kurulduğu an usulca buharlaşıyor. Geriye kalan ise koca bir absürtlük. Süslü basın bültenlerinde anlatılan eşitlik ütopyası ile gerçek hayattaki ağır abi masası arasındaki uçurum, aslında hepimizin bildiği ama yüksek sesle söylemediği bir ironi.

Bir ekonomi gazetecisi olarak önüme düşen basın bültenlerini okurken bazen kendimi gerçeküstü bir tiyatronun içinde hissediyorum. "Yönetimde kadın vizyonu", "eşit fırsatlar", "çeşitlilik" gibi kelimeler, metinlerin içine altın tozu gibi serpiştiriliyor. Okurken diyorsunuz ki "işte devrim, işte medeniyet."

Madem eşitlik diyorsunuz, madem sürdürülebilirlik diye salonları inletiyorsunuz, vitrini değil o masayı da değiştireceksiniz. Yoksa Melisa Hanım masada "erkekler kulübünün" mecburi incisi olarak, bizler de inandırıcılığını yitirmiş basın bültenlerinin zorunlu okuyucuları olarak kalmaya devam edeceğiz.

Sahi beyler, toplantıda çayları kim söylüyor?