Bakire Zihinler 1
Modern çağın en sinsi hırsızlığı cüzdanlarımıza ya da banka hesaplarımıza yapılmıyor; doğrudan zihinlerimize yapılıyor.
Her gün uyandığımız andan itibaren devasa bir enformasyon bombardımanının, kaynağı belirsiz düşünce kalıplarının ve başkalarına ait duyguların istilasına uğruyoruz. Gürültünün bu kadar yüksek olduğu bir çağda, sessizce sorulması gereken o kritik soru şudur: Kafanızın içinde yankılanan o düşüncelerin yüzde kaçı gerçekten size ait?
İşte tam bu noktada, kaybetmeye yüz tuttuğumuz o nadide kavrama, "Bakire Zihinler"e yakından bakmamız gerekiyor.
Bakire bir zihin; dünyadan bihaber, boş veya tecrübesiz bir zihin demek değildir. Aksine, sınırlarını çizmeyi başarmış, kendi fikirlerine değer veren, dışarıdan gelen veriyi körü körüne yutmak yerine akıl süzgecinden geçirebilen otonom bir zihindir. Bu zihinler, fikir üretmenin bedelini, sancısını ve eşsiz değerini bilirler. Düşünceyi dışarıdan ithal etmez, içeride, kendi fabrikalarında üretirler.
Diğer tarafta ise maalesef çoğunluğu oluşturan "bakireliğini yitirmiş" zihinler var. Bu zihinler, kapıları ardına kadar açık bırakılmış, gelip geçenin konakladığı bir kervansaray gibidir. Dışarıdaki her türlü manipülasyona, kaynağı belirsiz ideolojilere ve popüler kültürün dayatmalarına dolaysız bir şekilde maruz kalmışlardır. En acı olanı da şudur: Bakire olmayan bir zihin, artık hangi düşünce kalıbının kendisine ait olduğunu ayırt edemez hale gelmiştir. Yabancılaşma tam da burada başlar. Başkalarının öfkesini kendi öfkesi, başkalarının arzularını kendi hayali, algoritmaların ona sunduğu doğruları kendi yaşam felsefesi zanneder.
Kendi düşünsel özgünlüğünden bu denli uzaklaşmış bir zihin, sürekli bir kafa karışıklığı ve aidiyetsizlik yaşar. Çünkü dışarıdan içeriye sızan fikirler, bir süre sonra içerideki asıl ev sahibini kapı dışarı eder. Zihnin odaları, ona ait olmayan eşyalarla dolduğunda, kişi kendi zihninde misafir konumuna düşer.
Peki, zihinsel bekaretimizi korumak veya kaybedilmiş o özgünlüğü geri kazanmak mümkün mü?
Cevap, katı bir zihinsel disiplin ve farkındalıkta yatıyor. Her duyduğumuza, her okuduğumuza ve en önemlisi içimizde aniden beliren her yargıya şu şüpheci soruyu yöneltmek zorundayız: "Bu fikir bana nereden geldi? Bu inancı ben mi inşa ettim, yoksa bana hazır bir paket olarak mı sunuldu?"
Kendi düşüncelerimizin mimarı olmak, yorucu bir iştir. Çoğu insan bu zahmete katlanmak yerine, toplumun veya medyanın sunduğu hazır düşünce kalıplarını kiralayarak yaşamayı seçer. Ancak unutulmamalıdır ki, kiralık fikirlerle kalıcı bir karakter, ödünç alınmış düşüncelerle de sahici bir derinlik inşa edilemez.
Gerçek güç, zihninin kapısında durup içeri giren her bir düşünceden kimlik sorabilmektir. Bakire zihinleri korumak; insanın kendine, kendi üretkenliğine ve varoluşuna duyduğu en büyük saygıdır. Aksi takdirde, hayatımız boyunca başkalarının yazdığı bir senaryoda, repliklerimizin bize ait olduğunu sanarak oynamaya devam ederiz.