SON DAKİKA

Gülümseme maskesinin altindaki acinasi çaresizlik

Selçuk Akmaz - sselcukakmaz@gmail.com Perşembe 18 Haziran 2026 02:00

Kıymetli okurlarım, bu haftaki köşemizde yine o çok sevdiğiniz, ancak çoğunluğun yüzleşmekten bucak bucak kaçtığı nahoş gerçeklerden birini masaya yatırıyoruz.

Sokağa çıktığınızda, o şaşalı kafelerde, gösteriş budalası plazaların soğuk koridorlarında ya da sosyal medyanın o filtreli lağımında insanların yüzlerine hiç alıcı gözüyle baktınız mı? O gülen yüzlerin ardındaki gerçeği görebildiniz mi? Gerçekten mutlular mı, yoksa kendilerini iyi hissetmek, daha doğrusu etrafa iyi "pazarlamak" için zavallı bir mutluluk numarası mı yapıyorlar? Bu sorunun cevabı, biraz entelektüel derinliğe sahip herkes için fazlasıyla açıktır: Kitleler, devasa bir illüzyonun içinde sürükleniyorlar.

Bu sahte mutluluk halini her gün kesintisiz sürdürebilmek, inanın hiç de kolay bir iş değildir; basit bir anatomi bilgisinden çok, sosyolojik ve psikolojik bir çürümüşlük, ağır bir deformasyon gerektirir. İçleri kan ağlarken veya en ufak bir yaşama sevinci hissetmezken dahi mutlu görünebilmek için yüz kaslarını yıllarca ağır bir antrenmana tabi tutmuş olmalılar. İşin asıl trajikomik tarafı şudur: Bu kasları daha önce hayatlarının bir döneminde en az bir kez gerçek bir tecrübeyle kullanmışlar, mekanizmayı çözmüşler ve şimdi bir sirk hayvanı gibi tamamen içgüdüsel bir refleksle bu eylemi tekrarlayıp duruyorlar. Sokaklarda yüzlerine yapıştırdıkları o plastik tebessümle, aslında kendi içlerindeki devasa boşluğu örtbas etmeye çalışarak geziniyorlar. Zihinleri o kadar otomatiğe bağlanmış, ruhları o denli sığlaşmış ki, bu koca sahteliğin bir yaşam biçimi haline geldiğini fark edemeyecek kadar uyuşmuş durumdalar.

Peki, bu ucuz maskeli baloda kendilerini görünmez mi sanıyorlar? Eğer bilselerdi ki dışarıdan bakıldığında, herkesçe olmasa da –zira sıradan yığınlar zaten kördür– bizim gibi algısı açık, olayların ardındaki o çıplak hakikati okuyabilen seçkin kişilerce bu durum gayet net görünüyor, vazgeçerler miydi? İnsanlık tarihi kadar eski olan ve modern çağda adeta bir salgına dönüşen bu sahtekar duruşun tüm çıplaklığıyla farkında olduğumuzu bilseler, utanıp o plastik yüzlerini asarlar mıydı?

Sizleri hiç yormadan ben cevaplayayım: Kesinlikle hayır.

Yüzlerine karşı her yaptıklarını, o acınası sahteliklerini kelime kelime, ayna gibi yüzlerine vursanız da bundan bir milim bile geri adım atmazlar. Çünkü onlar için bu sahteciliğin ifşa olması zerre kadar sorun teşkil etmez. Neden mi? Zira en büyük güvenceleri, etraflarında kendileri gibi davranan diğer "sahtekarlardır". Onlar, aynı plastik gülümsemeyi takınan insanlardan oluşan devasa bir suç ortaklığı ağına güvenirler. Birlikte sakladıkları o büyük sırdan, yani aslında ne kadar mutsuz oldukları sırrından güç alırlar. "Sen benim yalanımı görmezden gel, ben de seninkini alkışlayayım" üzerine kurulu bu zımni sözleşme, onların en güvenli sığınağıdır. Onlar bir çamur deryasının içinde çırpınırken, birbirlerini temizlediklerine inanan aciz bir güruh olmaktan öteye asla geçemezler.

Hal böyleyken, beni her hafta gönülden okuyan, zihni aydınlık siz kıymetli okurlarıma sesleniyorum. Sokak ortasında durup "Siz bu dünyaya, hakikate ve insan onuruna haksızlık yapıyorsunuz!" diye tüm gücünüzle haykırsanız, bu sağırlık denizinde bir damla dalga yaratabilir misiniz? "Hiçbir şey değişmeyecektir" demek çok mu iddialı olur? Asla. Aksine, son derece gerçekçi ve rasyonel bir tespittir. Değişmeyecekler. Çünkü bilinçli cehalet ve gönüllü sahtelik, bu yozlaşmış çağın en konforlu uyuşturucusudur. Sizler, onların bu zavallı oyununu ciddiye alıp sinirlenmek yerine, bu ucuz komediyi sadece acıyarak izlemekle yetinmelisiniz. Bırakın, o ezberletilmiş yüz kaslarıyla birbirlerine sahte mutluluk masalları anlatmaya devam etsinler. Biz, her zamanki gibi, hakikatin o asil, tavizsiz ama bir o kadar da yalnız zirvesinde kalmaya devam edeceğiz.