Ankara'da sessizlik yok, bekleyiş var…
Ankara'nın havası ağırdır. Yalnızca binaları ve uzun koridorları nedeniyle değil; söylenmeyen sözlerin, yarım bırakılan cümlelerin ve kapalı kapılar ardındaki hesapların ağırlığı çöker şehrin üzerine.
Son günlerde bu ağırlık daha fazla hissediliyor. Kabine değişikliğinden siyasi transferlere, yeni anayasadan seçim takvimine kadar birçok dosya aynı anda açılmış durumda. Herkes bir şey biliyor, kimse bildiğinin tamamını söylemiyor.
Bunlar alınmış, resmen açıklanmış kararlar değil; gazetecilere, siyasetçilere ve parti çevrelerine yansıyan iddialar. Ancak siyasette bazı kararlar açıklanmadan önce havaya karışır. Ankara’nın havasını okumayı bilenler yaklaşan değişimi çoğu zaman resmî açıklamadan önce hisseder.
Şu anda hissedilen açık: Ankara yeni bir siyasi döneme hazırlanıyor.
Kulislerde sonbaharda dört ya da beş bakanın değişebileceği konuşuluyor. Performansı yetersiz bulunan, kamuoyunda karşılık üretemeyen bazı isimlerin değerlendirildiği ileri sürülüyor. Ancak mesele birkaç bakanın değişmesinden ibaret görünmüyor. AK Parti’nin teşkilatlarında, kabinede ve üst düzey bürokraside kapsamlı bir yeniden yapılanmaya gidilebileceği anlatılıyor.
Bu nedenle gündemdeki asıl soru “Kim gidecek?” değil: Kim sahada karşılık buluyor, toplumla bağ kuruyor, krizleri yönetiyor; kim partisine yük oluyor?
Ankara’da bugün için “hemen erken seçim” havası yok. Fakat seçim hazırlığının başlamadığını söylemek de mümkün değil. Teşkilatların yenilenmesi, kabine revizyonu, ekonomide memnuniyeti artıracak adımlar ve muhalefetten katılımlar aynı hazırlığın parçaları sayılıyor.
Kulislerde kullanılan ifade dikkat çekici: “Seçim kararı alınmıyor, seçim düzeni kuruluyor.”
Seçim kararı takvimi başlatır; seçim düzeni ise sandığa hangi şartlarda gidileceğini belirler.
AK Parti’nin kuruluş yıl dönümü olan 14 Ağustos için yeni katılımlar konuşuluyor. Belediye başkanları, meclis üyeleri ve milletvekilleriyle görüşmeler yürütüldüğü iddia ediliyor. Cemil Tugay’ın adı da dolaşımda; ancak doğrulanmış bir karar yok.
Kulis haberi bazen bilgi vermek için değil, sonuç üretmek için yayılır. Bir ismi baskı altına almak, pazarlık gücünü yükseltmek veya kamuoyunun tepkisini ölçmek amacıyla isimler dolaşıma sokulabilir. Bu nedenle kişilerden çok kurulmak istenen görüntü önemlidir: “Muhalefet çözülüyor, siyasi merkez iktidarın çevresinde toplanıyor.”
Muhalefetin riski yalnızca iktidarın hamleleri değil. Belediye başkanlarıyla parti yönetimleri arasında büyüdüğü ileri sürülen mesafe; liderlik tartışmaları, kişisel hedefler ve merkez–yerel çekişmesi de siyasi bütünlüğü zorluyor. Söylentilerin tamamı gerçek olmasa bile sürekli ayrılık iddiası ciddi bir güven sorununa işaret eder.
Kabine ve transferler daha çok konuşulsa da en stratejik dosya Meclis’teki “çerçeve yasa”dır. Çatışma sonrası dönemin hukuki ve siyasi zeminini oluşturması beklenen düzenlemede MHP’nin sınırları ne ölçüde belirleyeceği, DEM Parti’nin hangi güvenceleri isteyeceği ve muhalefetin nasıl pozisyon alacağı önem taşıyor.
Bu süreç yeni anayasanın ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden adaylığının yolunu açacak daha büyük bir uzlaşmanın parçası mı? Ankara’nın asıl sorusu budur.
AK Parti ile MHP arasında kopuşa dair güçlü bir işaret yok. Daha gerçekçi tablo, MHP’nin güvenlik politikaları ve hukuki düzenlemelerde ağırlığını korumaya çalıştığıdır. Yaşananları ayrışmadan çok, kapalı kapılar ardındaki yön ve yetki mücadelesi olarak okumak gerekir. Çünkü ittifaklarda her sessizlik uyum değildir; bazen en sert pazarlıkların sesidir.
Yeni anayasa tartışması da bu başlıklardan bağımsız değildir. Türkiye’nin demokratik ve sivil bir anayasaya ihtiyacı vardır; fakat Ankara’da hukuk kadar adaylık formülleri de konuşuluyor. Meclisin seçimleri yenilemesi veya anayasal değişiklik yapılması ihtimaller arasında sayılıyor.Bugün görülen bir seçim kararı değil, geçiş hazırlığıdır. İktidar; teşkilat, kabine, bürokrasi, Meclis düzenlemeleri ve transferlerle yeni dönemin zeminini kuruyor. Muhalefet ise oylarıyla birlikte kadrolarını ve bütünlüğünü korumaya çalışıyor.
Ankara’da kimse yüksek sesle “seçim geliyor” demiyor. Ama herkes yerini ona göre belirliyor. Çünkü bu şehirde yaklaşan fırtınayı çoğu zaman açıklanan kararlar değil, kararlar açıklanmadan önce değişen oturma düzenleri önceden haber verir.
Masalar yeniden kuruluyor, sandalyeler sessizce yer değiştiriyor. Ankara ise söyleyeceği son sözü şimdilik kendine saklıyor.