SON DAKİKA

Devleti ayakta tutan nedir?

Erdem İlbeyi Pazartesi 10 Ağustos 2026 02:00

Bu soru insanlık tarihinin en eski ve en önemli sorularından biridir. Bu soruya bir tanım gibi cevap vermek mümkün değil.

Platon devleti; ‘Devlet insan ihtiyaçlarından doğan, adaleti sağlamak ve erdemli bir toplum oluşturmak için kurulmuş ahlaki ve siyasi bir organizasyondur’ şeklinde tanımlar.

Platon’un yaklaşımından ortaya çıkan kavramlar; insan ihtiyacı, adalet, erdem, ahlak.

Peki biz nasıl anlıyoruz devlet kavramını? Osmanlı’da devlet anlayışı; Devlet-i Aliye (Yüce Devlet), şimdilerde birler buna ‘Devlet Baba’ diyoruz, şeklindedir. Devlet her şeyin üzerinde yüce bir varlıktır. Hükümdar, halkı doyurmak, adaleti sağlamak, düzeni korumakla görevlidir. Bu yüzden devlet denince ilk akla gelen kavram ‘nizam’dır. Yani düzen. Osmanlı kendisini yalnızca Anadolu’yu yöneten bir siyasi yapı olarak görmüyordu. Düzeni sağlayan ve koruyan büyük bir yapı olarak görüyordu. Nizam-ı Alem (dünyanın düzeni) bu yüzden oldukça önemli bir kavramdı. Adaleti tüm dünyada hakim kılmak isteyen vizyondan bahsediyoruz. Bu anlayışa göre devlet, insan ve ekonomi ilişkisi oldukça nettir.

•  Devlet adaletle ayakta durur. 

•  Adalet olmadan halk huzurlu olmaz. 

•  Huzurlu olmayan halk üretim yapamaz. 

•  Üretim olmazsa vergi toplanamaz. 

•  Vergi olmazsa ordu kurulamaz. 

•  Ordu olmazsa devlet korunamaz. 

•  Devlet zayıflarsa adalet de ortadan kalkar.

Bu anlayışa göre devlet anlayışının başlangıç ve bitiş noktası ‘Adalet’tir. Ekonomi devlet anlayışının içinde vardır. Fakat kesinlikle başlangıç yada bitiş noktası değildir. 

Bugün Avrupa devlet anlayışının köklerine baktığımızda felsefi açıdan Platon’a kadar gidiyoruz. Roma, Rönesans ve aydınlanma çağından sonra bugün gördüğümüz Avrupalı devletlerin yapısı ortaya çıkıyor. 

Bugün bizde ki yerleşik devlet yapısına baktığımızda ise Avrupa devlet anlayışını anlatırken saydığımız gibi dönemsel etkilerden bahsedemiyoruz. Bizim şu an içinde yaşadığımız devlet anlayışını eski Türk devlet geleneği, İslami siyaset düşüncesi, İran devlet geleneği etkisi ve kısmen de Bizans bürokrasinin sentezinden meydana gelen bir yaklaşım olarak görebiliriz.

İki farklı toplum ve iki farklı devlet anlayışı olmasına rağmen kesişim kümesinde oldukça büyük bir ortak nokta bulunuyor. Adalet. 

Bu kavramı ister bireysel özgürlükler üzerinden konuşun, ister devletin adaleti üzerinden aslında temelde mesele aynı. Adalet bir sistemin işlemesi için temel yapı taşıdır. 

Adalet kavramını sokağa indirdiğimizde, yani bireyler boyutunda, konu ‘adil olma’ gibi bir mini boy kavrama ilerler. Emniyet şeridine girmeyen, sokak hayvanlarına doğru davranan, markette sırasını bekleyen insanlar aslında bu görünmeyen ‘adil olma’ kavramı üzerinde sessizce bir mutabakatı fısıldarlar birbirlerine. 

Bu şirket yönetirken de böyledir; personelinin hakkına girmeyen patron, faturasını tam düzenleyen ve vergisini tam ödeyen bir üretici, her sabah dükkanının önünü süpüren esnaf belli bir toplumsal mutabakatın sessiz ortaklarıdır. 

Bu sessiz mutabakat hiçbir zaman gürültü çıkarmaz. Yok gibidir adeta. Fark edilmez. Mahallede ekonomik gücü olmayan komşu esnaf tarafından idare edilir, gık çıkmaz. Ailevi derdi olana destek olunur gık çıkmaz. Gençler arasında aşk meşk hikayeleri geçer gık çıkmaz. Hatta bazen mahalle maçlarında kavga çıkar ama yine gık çıkmaz. Fakat bir gün mahalleye biri gelir!!!! Ne saygı kalır ne sevgi. Ne tevazu kalır ne adalet. Kimin gücü kime yeterse. 

O zaman herkes kendine göre bir adalet anlayışı koyar ortaya. ‘Benim adaletim böyle’ der. Konu benim adaletim, senin adaletin, onun adaleti gibi çoklu anlayışlara gelindiğinde temel bir adalet kavramından da bahsedilemez artık. 

Bugün konuyu dünya ölçeğinden alarak kapınızı önüne kadar getirin hayalinizde. Ne kadar fazla sayıda adalet çeşidi göreceğinize inanamayacaksınız! 

Bugün dünya adalet kavramını yeniden konuşuyor. Bir çok kırılma noktası var. Bugün ‘devlet nedir? Sorusunu sorduğumuzda herkes kendi ihtiyaçlarına cevap verecek bir devlet tarifi yapıyor. Geçinemeyen maaşında artış olarak tanımlıyor devleti, sağlık problemi olan sağlık sistemi olarak. Gençler iş olarak tanımlıyor devleti, cezaevinde olan özgürlük olarak. 

Dünyanın bir yerlerinde birileri fotonlar ile data taşıması yapmak için şirket kuruyor, birileri dünyanın başka bir yerinde temiz içme suyuna ulaşabilmek için başka devletlerden kaynak bekliyor. 

Bu durum yeni soruları beraberinde getiriyor. 

Devlet nedir?

Adalet nedir?