SON DAKİKA

İnsanlığın aynası

Sultan Yılmazcan - sultanylcan@gmail.com Cumartesi 08 Ağustos 2026 02:00

Yeryüzünde hiçbir canlı sebepsiz yaratılmamıştır. Her biri, yaratılışın kusursuz dengesinin bir parçası, Rabbimizin sessiz emanetidir. İnsan ise bu emaneti korumakla yükümlüdür. Merhamet yalnızca insana değil, nefes alan her canlıya gösterildiğinde gerçek anlamını bulur.

İslam medeniyeti, hayvanlara şefkati öğütleyen sayısız örnekle doludur. Merhameti hayatının merkezine koyan bir peygamberin ümmeti olarak, dilsiz canlılara karşı sorumluluğumuzu unutmamalıyız. Çünkü Allah hiçbir şeyi hikmetsiz ve sebepsiz yaratmamıştır.

"Kısasta hayat vardır." Bu ilahi ölçü, adaletin öfkeyle değil hukukla sağlanacağını anlatır. Ancak son günlerde kamuoyuna yansıyan bazı görüntüler karşısında insanlığımızı yeniden sorgulamak zorunda kalıyoruz. Sosyal medyada gördüğümüz, bir direğe bağlanarak işkence gören ve öldürülen savunmasız bir köpek görüntüsü, yalnızca bir hayvanın değil, vicdanın da can verdiğini hissettirdi.

Bir canlının kendini savunamadan, korku içinde son nefesini vermesi hiçbir vicdanın kabul edebileceği bir manzara değildir. Bir hayvana eziyet eden elin, aslında kendi insanlığını da yaraladığını unutmamak gerekir.

Bu satırları yazarken aklıma Hatay depremi geliyor. Enkaz altında kalan insanları bulabilmek için gece gündüz çalışan arama kurtarma köpekleri... Nice anne, baba ve çocuk onların sayesinde hayata tutundu. Bir gün hayat kurtaran bu canlılara, başka bir gün böylesine acımasız davranmayı nasıl açıklayabiliriz? Aynı toplum, aynı vicdan buna nasıl razı olabilir?

2024 yılında yapılan yasal değişikliklerle sahipsiz hayvanlara ilişkin uygulamalarda yeni bir dönem başladı. Kamu güvenliğinin sağlanması elbette devletin en temel görevlerinden biridir. İnsan hayatını tehdit eden sorunlar mutlaka çözülmelidir. Ancak hiçbir yasa, eziyeti, işkenceyi ve hukuka aykırı uygulamaları meşrulaştıran bir anlayışın dayanağı olamaz.

Kamuoyuna yansıyan bazı görüntüler ve olaylar, toplumun vicdanında derin yaralar açtı. Bu nedenle bugün sorulması gereken soru şudur: Güvenliği sağlamak ile merhameti korumak arasında gerçekten bir tercih yapmak zorunda mıyız? Yoksa hukuk ve vicdan birlikte yaşayamaz mı?

Tarih bize bu konuda çok acı bir ders verdi

1910 yılında İstanbul'un sokaklarından toplanan binlerce köpek, halk arasında Hayırsızada olarak bilinen Sivriada'ya gönderildi. Açlığa, susuzluğa ve kaderlerine terk edilen bu sessiz canların dramı, aradan geçen bir asra rağmen hâlâ hafızalardaki yerini koruyor. O gün yaşananlar yalnızca hayvanların değil, insanlığın da vicdanında derin bir yara bıraktı. Bugün geçmişe bakıp "Bir daha asla yaşanmamalıydı." diyorsak, bunun gereğini de yerine getirmek zorundayız.

Bugün de kendimize aynı soruyu sormalıyız: Tarih bize sadece okumamız için mi bırakıldı, yoksa aynı hataları tekrarlamamamız için mi?

Sokakların sessiz neşesi olan kediler, yıllardır mahalle kültürümüzün ayrılmaz bir parçasıdır. Bir çocuğun sevgiyle mama verdiği bir kedi, yaşlı bir insanın kapısına gelen bir köpek, aslında toplumun merhamet duygusunu besleyen görünmez bağlardır. Bir hayvana su vermek ya da bir lokma ekmek paylaşmak, sadece onu doyurmak değildir; insanın kendi vicdanını da beslemesidir.

Hayvanlarla kurulan bu karşılıksız sevgi bağı koptuğunda, toplumun şefkat duygusu da zayıflar. Merhametin kaybolduğu yerde öfke büyür, dayanışma azalır, vicdan sessizleşir. İşte asıl korkmamız gereken budur.

Çözüm; nefret değil merhamet, öfke değil hukuk, ihmal değil akılcı politikalardır. Etkin kısırlaştırma, kayıt sistemi, denetimli üretim, sahiplendirme politikaları ve güçlü bakım merkezleri hem insan güvenliğini hem de hayvanların yaşam hakkını birlikte koruyabilir.

Bugün yalnızca hayvanları değil, aslında kendi insanlığımızı da koruma mücadelesi veriyoruz. Bir toplumun medeniyeti; inşa ettiği yollarla, köprülerle ya da binalarla değil, kendisini savunamayan canlılara gösterdiği merhametle ölçülür.

Sessiz kulları incitmeyelim. Onların suskunluğu, vicdanımızın en büyük sınavıdır.

Yeryüzündeki dilsizlere merhamet edelim ki göklerin merhametine de layık olabilelim.

Çünkü insan, en çok kendinden daha güçsüz olana nasıl davrandığıyla insandır.