Dionysos'ta mutluluk anlayışı
Şu günlerde herkes mutsuz. Mutlu olduğunu söyleyenlerin büyük bir kısmı ise aslında mutluluktan değil, anlık keyiflerden söz ediyor. Hazla dolu bir hayatın mutlu bir hayat olduğu düşünülüyor. Oysa mutluluk ile haz aynı şey değildir.
Yaşadığımız çağ, tüketimi hayatın merkezine yerleştirdi. Neokapitalist ekonomik sistem üretimi tüketime, insanı ise arzularına bağımlı hale getirdi. Medya ve reklamlar sürekli olarak kulağımıza aynı cümleyi fısıldıyor:
“Ne kadar çok tüketirsen, o kadar çok mutlu olursun.”
Daha yeni bir telefon, daha büyük bir ev, daha pahalı bir tatil, daha fazla alışveriş…
Her şey için “kullan-at, yenisini al” deniliyor. Ne yazık ki bu anlayış zamanla insan ilişkilerine de sirayet ediyor. İnsanlar tüketerek mutlu olacaklarına inanıyorlar. Ancak elde edilen şey çoğu zaman mutluluk değil; kısa süreli bir memnuniyet, geçici bir heyecan ve anlık bir haz oluyor.
Mutlu olmayı başaramayan, hayatın anlamını kaybeden insanlar ise zamanla mutluluğu aramaktan vazgeçip doğrudan hazzın peşine düşüyor. Çünkü haz daha kolay ulaşılabilir görünüyor.
Ancak haz geçicidir.
Haz bittiğinde geriye çoğu zaman boşluk kalır.
İnsan o boşluğu yeniden doldurmak için daha fazla tüketmeye, daha fazla heyecan aramaya başlar. Böylece sonu gelmeyen bir döngü oluşur.
Bugün birçok insan mutsuzluğuyla yüzleşmek yerine hız yapıyor, aşırı yiyor, alkol kullanıyor, kumara yöneliyor ya da sürekli yeni heyecanlar peşinde koşuyor. Amaç, acıdan kaçmak.
Oysa kaçılan şey çoğu zaman hayatın kendisidir.
Son yıllarda giderek yaygınlaşan hedonist düşünce de tam olarak bunu savunuyor. Yunanca “haz” anlamına gelen hedone kelimesinden türeyen hedonizm, hayatın en önemli amacının zevk almak olduğunu ileri sürer.
Hedonist anlayışa göre insan mümkün olduğunca haz almalı ve yaşamını bunun üzerine kurmalıdır.
Fakat burada önemli bir soru ortaya çıkıyor:
Haz gerçekten mutluluk mudur?
Geçtiğimiz günlerde Garova Wineyard’da düzenlenen “Konu.şuyoruz” etkinliğinde bu sorunun peşine düştük. Ben de “Dionysos’ta Mutluluk Anlayışı” başlıklı söyleşimde Antik Yunan’ın şarap, coşku ve yaşam enerjisi tanrısı Dionysos üzerinden insanın mutluluk arayışını ele aldım.
Dionysos çoğu zaman yalnızca şarap ve eğlenceyle anılır. Oysa mitolojik açıdan baktığımızda Dionysos insanın özgürleşme arzusunu, yaşamı tüm yoğunluğuyla deneyimleme isteğini ve bastırılmış duygularını temsil eder.
Ancak Dionysos’un hikâyesi bize yalnızca haz peşinde koşmayı anlatmaz.
Asıl anlattığı şey, yaşamın hem acısını hem sevincini kabul ederek bütünüyle yaşayabilmektir.
Modern insan ise çoğu zaman mutluluğu dışarıda arıyor. Daha fazla para, daha fazla eşya, daha fazla deneyim ve daha fazla görünürlük elde ederek mutlu olacağını düşünüyor.
Oysa mutluluk satın alınabilecek bir şey değildir.
Mutluluk insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin sonucudur.
Bu nedenle Aristoteles’in yüzyıllar önce söylediği şu söz bugün hâlâ güncelliğini koruyor:
“Gerçek mutluluğa ancak kendi benliğinizi keşfettiğinizde ve kendi potansiyelinizi açığa çıkarabildiğinizde ulaşabilirsiniz.”
Belki de çağımızın temel sorunu mutsuzluk değil; mutluluğu yanlış yerde arıyor olmamızdır.
Çünkü haz geçer.
Anlam kalır.
Ve insanı gerçekten iyileştiren şey, aldığı haz değil; hayatına kattığı anlamdır.