Kentsel dönüşümde güven krizi
Aslında şehirleri yenilemek, insanlara daha güvenli yaşam alanları sunmak için ortaya çıkan hayati bir sistem. Özellikle deprem gerçeğiyle yüzleşen Türkiye'de, riskli yapıların yenilenmesi artık bir tercih değil, zorunluluk. Ancak son yıllarda yaşanan bazı olaylar, bu sürecin özünden uzaklaşmasına neden oluyor.
Bugün birçok bölgede eski binalar yıkılıyor, yerine modern ve güvenli yapılar inşa ediliyor. İnşaat firmaları da vatandaş mağdur olmasın diye önemli yüklerin altına giriyor. Maliklerle yapılan anlaşmalar kapsamında 12, 18 hatta 24 aylık kira bedelleri peşin ödeniyor. Amaç çok açık. İnsanlar geçici süreçte rahat etsin, düzenleri bozulmasın, aileler mağduriyet yaşamasın. Ne var ki bazı kişiler bu süreci ihtiyaç değil, fırsat olarak görmeye başladı.
Peşin alınan kira bedelleri kimi zaman gerçekten ihtiyaç için kullanılmıyor. Taşınma ve yaşam düzeni kurmak yerine lüks harcamalara, tatillere ve kontrolsüz tüketimlere yönlendiriliyor. Aradan birkaç ay geçince de ekonomik sıkıntılar başlıyor. Sonrasında ise daha önce kendi rızasıyla imza atan bazı kişiler, farklı gerekçelerle dava açıp projeyi kilitlemeye çalışıyor.
Elbette herkes aynı değil. Gerçekten mağdur olan, hakkını arayan vatandaşlarımız da var. Ancak birkaç kötü örnek, tüm sistemi zedeliyor. Çünkü kentsel dönüşüm sadece bina yapmak değildir, aynı zamanda güven, sorumluluk ve vicdan meselesidir. Bir düşünün… Bugün bir inşaat firması projeye başlarken milyonlarca liralık maliyetin altına giriyor. Demir, beton, işçilik, ruhsat, harç, vergi ve kira destekleri derken ekonomik yük her geçen gün büyüyor. Üstelik artan maliyetler ve piyasa belirsizliği firmaları zaten ciddi şekilde zorluyor. Buna rağmen insanlar mağdur olmasın diye kira bedelleri peşin ödeniyor. Ancak bazı kişiler bu iyi niyeti suistimal ediyor.
Henüz bina temel aşamasındayken sosyal medyada tatil fotoğrafları paylaşan, ardından ‘Mağdur oldum’ diyerek hukuki baskı oluşturan örnekler artık sektörün en büyük sorunlarından biri haline geldi. Çünkü açılan her dava sadece firmayı değil, aynı projede dönüşüm bekleyen diğer vatandaşları da mağdur ediyor. Bir kişinin çıkardığı kriz yüzünden bazen yüzlerce insan yıllarca evine kavuşamıyor.
İşin en acı tarafı ise şu…Deprem kapımızdayken hala kişisel hesaplarla sürecin yavaşlatılması… Bugün İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin birçok şehrinde binlerce riskli bina var. İnsanların can güvenliği için dönüşüm şart. Ancak bu sürecin sağlıklı ilerlemesi için herkesin sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerekiyor. Müteahhit verdiği sözü tutmalı, vatandaş da attığı imzanın arkasında durmalı.
Çünkü güven kaybolduğunda sadece projeler durmuyor. insanların birbirine olan inancı da yıkılıyor. Bugün birçok firma artık peşin kira vermeye çekiniyor. Daha sert sözleşmeler hazırlanıyor. Bunun bedelini ise gerçekten ihtiyaç sahibi vatandaş ödüyor. Yani birkaç kişinin fırsatçılığı, toplumun tamamına zarar veriyor.
Kentsel dönüşüm rant kavgası değil, hayat kurtarma meselesidir. Bu süreçte herkesin vicdanlı davranması gerekir. Çünkü mesele sadece yeni bir daire sahibi olmak değil, çocukların güvenli evlerde yaşayabilmesidir. Gerçek çözüm ise çok net. Şeffaflık, dürüstlük ve karşılıklı güven… Ne firma vatandaşı mağdur etmeli ne de vatandaş sistemi istismar etmelidir. Çünkü sağlam şehirler, ancak sağlam vicdanlarla kurulabilir.