Gerçek bir "ekip" olabilmek
"Ekip çalışması" günümüz iş dünyasının dillerden düşmeyen, fiyakalı ancak bir o kadar da içi boşaltılmış kavramlarından biri.
Söylemesi bir çırpıda dudaklardan dökülüverse de, hayata geçirilmesi ciddi bir zihinsel olgunluk ve meşakkatli bir meziyet gerektirir. Bir grubun aynı çatı altında toplanması, onlara kendiliğinden “ekip” vasfı yüklemez. Hele ki o yapıya –görevi veya unvanı ne olursa olsun– yeni bir soluk dâhil olduğunda, bu durum sadece bir personel ilavesi değil; var olan dengelerin kökten sarsılması, statükonun yeniden yazılması demektir.
Şayet bir yapı, kapıdan o yeni kişi girmeden evvel gerçekten “biz” olamamışsa, işte o sarsıntı anında maskeler düşer. Gerçek bir bağ ile örülmemiş organizasyonlarda, değişimin rüzgârı en çok o zayıf dikişleri patlatır. Ansızın yükselen çatlak sesler, yapıyı koruma içgüdüsünden ziyade, bireysel konfor alanlarının tehdit edilmesinin verdiği bir paniğin eseridir.
Daha da tehlikelisi, zahirde son derece yardımsever görünen, “işin ehli” maskesiyle ortalıkta dolaşan ama kriz anlarında parmağını dahi kıpırdatmayan, hatta el altından süreçleri sabote eden o görünmez aktörlerdir. Bu tavır, psikolojik bir savunma mekanizması mıdır, yoksa iktidarını kaybetme korkusunun narsistik bir yansıması mı? Belki her ikisi. Ancak sebebi ne olursa olsun, bu gizli direnişin bedeli yalnızca o kişilerin vicdan hanesine değil, kurumun kaderine yazılır.
Bireylerden ari bir sistemin inşası gereklidir
İşin aslı şudur: Her ne yaşanırsa yaşansın, ay sonu geldiğinde o çarkların dönmesi, maaşların hakkaniyetle hesaplara yatması ve yüzlerce ailenin hayatının sekteye uğramaması gerekir. Bu hayati döngü; kişilerin kaprislerine, alınganlıklarına veya “ayak diremelerine” terk edilemeyecek kadar mühimdir. Tam da bu yüzden, kurumlar şahıslardan ve onların gölgelerinden ari, kendi ayakları üzerinde durabilen sağlam bir sistem inşa etmek zorundadır.
Bir kurumun büyümesi ve zamana meydan okuması, ancak kurumsal hafızanın tesisi ile mümkündür. Kurumsal hafıza; kişilerin zihinlerindeki karanlık dehlizlere veya tekelci yaklaşımlarına hapsolmayan, şeffaf, aktarılabilir ve sürdürülebilir bir yapının adıdır. Eğer bir şirketin işleyişi, yardımsever görünen ancak bilgiyi kendine saklayarak gücü elinde tuttuğunu sanan kişilerin inisiyatifine bırakılırsa, o şirkette kök salmaktan veya büyümekten söz edilemez. Orada ancak ve ancak bir “tahakküm” vardır.
Uyum bir erdemdir, direniş değil
Büyümeyi hedefleyen köklü bir yapıda, sisteme dâhil olan her yeni parça, eskinin tecrübesiyle harmanlanarak çarkları daha da hızlandırmalıdır. Değişime ayak uydurmak, kişinin kendinden taviz vermesi değil; büyük resmin başarısına ortak olma erdemini göstermesidir. Zira kurumun ritmine ayak diremek, yalnızca ilerleyişi yavaşlatmakla kalmaz; o direnişi gösteren kişinin kendi ayağına da dolanır. Aynı geminin içindeyken, “benim tarafım su almıyor” diyerek delik açanlara göz yummak nasıl mümkün değilse, bu tür toksik tavırların da sistem içinde barınması uzun vadede imkânsızdır.
Umarız ki; etraflarına ördükleri o sahte "yardımseverlik" ve "gizli itiraz" duvarlarının ardında saklananlar, en kısa zamanda aynayla yüzleşme cesaretini gösterirler. Zira hayatta ve iş dünyasında kalıcı olanlar, değişime direnenler değil; uyumun, empatinin ve gerçek bir "ekip" olabilmenin erdemini kavrayanlardır. Şahıslar gelir geçer, ancak sistemin doğruluğu ve kurumsal hafızanın ışığı, geleceği aydınlatmaya devam eder