Nisan rekoru ve baz etkisi illüzyonu
Ekonomi yönetimi ve piyasalar için 2026 yılının en kritik dönemeçlerinden biri olan Nisan ayını geride bıraktık.
Ancak TÜİK tarafından açıklanan veriler, beklentilerin aksine enflasyon canavarının henüz dizginlenemediğini, aksine yeni maliyet şoklarıyla beslendiğini kanıtlıyor. Nisan ayında yıllık %32,37 olarak gerçekleşen tüketici enflasyonu (TÜFE), kağıt üzerinde bir "plato" sinyali verse de, aylık %4,18’lik artış sokağın gerçek enflasyonunun hala çok canlı olduğunu gösteriyor.
Rakamların arasındaki gerçek
Yıllık enflasyonun %30 bandının hemen üzerinde seyretmesi, önümüzdeki aylarda beklenen "baz etkisi" kaynaklı düşüş için bir umut ışığı olarak pazarlanabilir. Fakat ekonomide algıdan ziyade gerçeklere bakmak zorundayız. Gıda enflasyonunun %34,55 seviyesine demir atması ve üretici fiyat endeksinin (Yİ-ÜFE) %28,59 artması, maliyet baskısının perakende raflarına yansımaya devam edeceğinin en net göstergesi.
Özellikle Hürmüz Boğazı'nda yaşanan son jeopolitik gerginliklerin enerji maliyetlerini tetiklemesi, akaryakıt fiyatlarında Nisan ayı genelinde %20'yi aşan bir artışa neden oldu. Bu durum, taşımacılıktan üretime kadar her alanda "maliyet enflasyonu" olarak karşımıza çıkıyor.
Baz etkisi bir çözüm mü?
Haziran ve Temmuz aylarında, geçen yılın yüksek rakamlarının devreden çıkmasıyla yıllık enflasyonda matematiksel bir düşüş göreceğiz. Ancak bu bir "iyileşme" değil, sadece bir "istatistiksel illüzyon"dur. Vatandaşın cebindeki alım gücü erimeye devam ederken, sadece yıllık oranın düşmesiyle zafer ilan etmek, yapısal sorunları görmezden gelmektir.
Bugün Türkiye ekonomisinin en büyük sorunu, enflasyonun bir yaşam biçimi haline gelmiş olmasıdır. Para politikasındaki sıkı duruşun (yüksek faizlerin) tek başına yeterli olmadığı artık netleşmiştir. Kamuda tasarruf ve gerçek anlamda mali disiplin eşlik etmediği sürece, sadece talep kısılarak enflasyonla mücadele edilemez.
Sonuç: Ne yapılmalı?
Önümüzdeki üç aylık süreçte baz etkisiyle yıllık rakamların aşağı inmesini izleyeceğiz. Ancak bu süreçte asıl odaklanılması gereken nokta, aylık artış hızını %2’lerin altına çekebilmektir. Aksi takdirde, yıl sonunda kendimizi yine hedeflerin çok uzağında ve yeni zam dalgalarıyla karşı karşıya bulabiliriz. Ekonomi yönetimi, rakamlarla teselli bulmak yerine, enerji ve gıda arz güvenliğine odaklanan kalıcı reformları bir an önce devreye almalıdır.