Rakamlar mı, beklentiler mi?
Ekonomi yönetiminde genellikle rakamlara, grafiklere ve faiz oranlarına odaklanırız.
Ancak son dönemde yaşadığımız süreç bize gösterdi ki; ekonomi sadece matematik değil, aynı zamanda derin bir psikolojidir. Bugün Türkiye ekonomisinin önündeki en büyük engel, sadece mevcut enflasyon oranı değil, toplumun zihnine kazınan "fiyatlar daha da artacak" algısıdır.
Beklenti kanalları neden tıkandı?
Merkez bankalarının en güçlü silahı faiz değil, güvendir. Eğer bir tüketici, bugün almadığı bir ürünün yarın iki katı fiyata çıkacağına inanıyorsa, rasyonel bir davranış sergileyerek ihtiyacını öne çeker. Bu "talep patlaması" ise arzın yetişemediği noktada fiyatları daha da yukarı iter. İşte biz buna "enflasyon sarmalı" diyoruz.
Son aylarda uygulanan sıkı para politikası ve yükselen faiz oranları, talebi soğutmayı amaçlıyor. Ancak sokağın enflasyonu ile kâğıt üzerindeki enflasyon arasındaki makas açıldığında, bireylerin geleceğe dair fiyatlama refleksi bozuluyor. Bu noktada rakamların ne söylediğinden ziyade, halkın ne hissettiği önem kazanıyor.
"Etiket değiştirme" alışkanlığı
Bugün market raflarından otomobil piyasasına kadar her alanda karşılaştığımız en büyük sorun, "maliyet artışı" gerekçesinin ötesine geçen bir fiyatlama keyfiyetidir. Enflasyonun yüksek seyrettiği dönemlerde, gerçek maliyet artışını takip etmek zorlaştığı için, satıcılar "nasıl olsa fiyatlar artıyor" diyerek etiketlerine bir "risk primi" eklemeye başladı. Bu durum, enflasyonda bir katılık (yapışkanlık) oluşturuyor ve düşüş sürecini sancılı hale getiriyor.
Çözüm sadece faiz mi?
Enflasyonla mücadeleyi sadece Merkez Bankası'nın omuzlarına bırakmak, fırtınalı bir denizde sadece kaptanın dümen tutmasına benzer. Mücadelenin başarılı olması için;
Mali disiplinin (kamu harcamalarının kontrolü) eşlik etmesi,
Fiyat denetimlerinin sadece ceza odaklı değil, tedarik zincirini düzeltecek yapısal reformlarla desteklenmesi,
En önemlisi de iletişimin şeffaf bir şekilde yönetilmesi şarttır.
Sonuç olarak
Enflasyonu düşürmek için önce beklentileri çıpalamak zorundayız. Toplum, fiyatların istikrara kavuşacağına gerçekten ikna olduğunda, o "psikolojik eşik" aşılmış olacak. Aksi takdirde, biz faiz artırırken piyasa kendi bildiğini okumaya devam eder.
Unutmayalım ki; güvenin olmadığı yerde ekonomi, rotasız bir gemi gibidir. Bu hafta rakamlardan çok, bu güvenin nasıl tesis edileceğini düşünmemiz gerekiyor.