Beklentilerin kıskacında mayıs sonu
Mayıs ayının bu son günlerinde, ekonomi koridorlarında gözler tamamen önümüzdeki hafta açıklanacak olan TÜİK enflasyon rakamlarına çevrilmiş durumda.
Piyasalar, yılın beşinci enflasyon verisini beklerken, Merkez Bankası ve Finansal Kurumlar Birliği’nden (FKB) gelen taze anket sonuçları masadaki kartları yeniden karıyor. Sokaktaki vatandaşın alım gücü mücadelesi sürerken, makro verilerdeki "temkinli" duruş, ekonomi yönetiminin omuzlarındaki yükün hafiflemediğini gösteriyor.
Enflasyon ve dolar kuru: Tahminler neden yukarı dönüyor?
Merkez Bankası’nın son Piyasa Katılımcıları Anketi, beklentilerdeki katılığı bir kez daha tescilledi. Geçtiğimiz ay yüzde 27,53 olan cari yıl sonu TÜFE artış beklentisi, bu anket döneminde yüzde 28,94’e yükseldi. Benzer bir yukarı yönlü revizyon FKB raporunda da kendini gösteriyor ve oradaki yıl sonu beklentisi yüzde 31,71’e kadar tırmanıyor.
Bu durum bize şunu söylüyor: Yaz aylarına girerken baz etkisiyle enflasyonda bir gevşeme umut edilse de yapısal katılık ve küresel maliyet baskıları (özellikle enerji ve emtia cephesindeki hareketlilik) piyasa aktörlerinin temkinli kalmasına neden oluyor.
Beklentilerdeki bu yukarı yönlü ivme, döviz kuru tahminlerine de yansımış durumda. Katılımcıların 2026 yıl sonu dolar kuru beklentisi 52,08 TL seviyesine yükseldi. Kur üzerindeki bu nominal yukarı yönlü baskı, ithal girdi maliyetleri üzerinden enflasyonist sarmalı beslemeye devam edecek gibi görünüyor.
Reel sektörün yüksek faiz sınavı
Madalyonun diğer yüzünde ise reel sektörün finansmana erişim mücadelesi var. FKB’nin mayıs ayı verilerine göre, kısa vadeli ticari kredi faiz oranı beklentisi yüzde 46,73’e, sektör ortalama faiz oranı beklentisi ise yüzde 52,56’ya ulaşmış durumda.
Kritik Gösterge: Yüksek finansman maliyetlerine rağmen katılımcıların yüzde 55’i önümüzdeki üç ayda işlem hacminde artış bekliyor. Bu durum, reel sektörün çarkları döndürmek için yüksek maliyete katlanmaktan başka çaresi olmadığını, finansman ihtiyacının çok canlı olduğunu gösteriyor. Ancak tehlike çanları tam da burada çalıyor: Aynı anket, yüksek faiz baskısı nedeniyle takipteki kredi oranlarında (batık krediler) ciddi bir artış beklendiğini de ortaya koyuyor.
Büyüme devam ediyor ama nasıl?
Tüm bu faiz ve enflasyon sarmalına rağmen, Türkiye ekonomisinin 2026 yıl sonu büyüme (GSYH) tahmini yüzde 3,26 olarak öngörülüyor. Bu kötü bir oran değil; ekonomi tamamen durmuş değil ancak bu büyümenin kalitesi ve tabana yayılımı tartışmalı. İstihdam yaratan, katma değerli bir büyümeden ziyade, yüksek maliyetleri göğüslemeye çalışan bir reel sektör dinamizmi izliyoruz.
Önümüzdeki haftanın ajandası
Haziran’ın ilk haftasında açıklanacak mayıs ayı enflasyonu sadece bir istatistik olmayacak. Bu veri:
6 aylık memur ve emekli maaş zamlarının önemli bir ayağını oluşturacak.
İç piyasada temmuz ayı kira artış sınırlarını ve sözleşme tavanlarını belirleyecek.
Merkez Bankası’nın yılın ikinci yarısındaki faiz patikasına dair en net sinyali verecek.
Özetle; Mayıs ayını kapatırken ekonomi yönetimi, yüksek faizle talebi baskılama ve enflasyonu düşürme hedefinde kararlı görünse de piyasa beklentilerinin henüz tam anlamıyla çıpalanmadığı net. Önümüzdeki birkaç ay, bu yüksek faiz ortamında şirketlerin likidite yönetimini nasıl yapacağı ve batık kredi riskinin üretime ne derece yansıyacağı sorusunun yanıtı açısından kritik olacak.
