Bir çay koy evlat, sil baştan başlıyoruz
Güneş her sabah doğduğunda, bize sadece yeni bir günün değil, yepyeni bir ihtimalin müjdesini verir.
Takvim yaprakları değişir, saatler sıfırlanır. Aslında her gün hayata yeniden başlıyoruz; gözlerimizi açtığımız o ilk an, bembeyaz bir sayfanın habercisidir. Ancak çoğumuz bu yeni sayfayı dünden kalan karalamalarla, bitmemiş hesaplaşmalarla ve ağır bagajlarla doldururuz. Gerçek bir başlangıç, güneşin doğmasıyla değil, ruhun dünden özgürleşmesiyle mümkündür. Hayat her an yenilenir ve eğer gerçekten izin verirsek, bizi de büyük bir coşkuyla yeniden başlatır.
İşte tam bu eşikte, kulaklarımızda o tanıdık, o isyankâr ama bir o kadar da umut dolu melodi çınlamaya başlar. Şebnem Ferah’ın o muazzam sesiyle haykırdığı gibi: "Sil baştan başlamak gerek bazen, hayatı sıfırlamak..." Bu, sıradan bir şarkı sözü değil, bir varoluş manifestosudur.
Bizim burada kastettiğimiz "yeniden başlamak", sadece bugünü yaşamak değil, geçmişin o omuzlarımızı çökerten ağır yükünü, tam da ait olduğu yerde, geçmişte bırakabilmektir. Bu yük bazen bizi aşağı çeken bir kişi, bazen yıllarımızı verdiğimiz ama artık ruhumuzu daraltan bir kurum, bazen de yürüdüğümüz ama sonu çıkmaz sokağa varan bir iş süreci olabilir. Onları, onlara ait tüm kırgınlıkları, başarısızlıkları ve "keşke"leri geride bırakıp hafifleyerek yürümektir aslolan. Bunu başardığınızda, o ilk adımı attığınızda hissettiğiniz şey tek kelimeyle mucizevidir: Yeni bir soluk alırken ciğerlerinize dolan o taze havanın ferahlığı, göğüs kafesinizdeki o muazzam rahatlama... Sanki görünmez zincirleriniz kırılmış, ciğerleriniz yıllar sonra ilk kez gerçek anlamda havayla buluşuyormuş gibi hissedersiniz.
Evet, işte şimdi, tam da şu an sil baştan başlıyoruz tekrar.
Eskilerin dilden dile anlattığı, kalbe dokunan o derin hikâyeyi bilirsiniz. Büyük bir felaket yaşanmış, yılların emeği, ustanın alın teri dökerek kurduğu atölyesi gözlerinin önünde yanıp kül olmuştur. Çırağı, dumanlar tüten o kapkara enkazın başında gözyaşları içinde ustasına döner ve çaresizce sorar: "Şimdi ne yapacağız usta? Her şey bitti..." Usta, isli yüzünde beliren o dingin, bilge ve yenilmez tebessümle çırağına bakar ve tarihi bir cevap verir: "Bir çay koy evlat, yeniden başlıyoruz."
İşte hayatın özeti, işte direnişin ve tükenmez umudun en saf hali budur. Hepimizin zaman zaman böyle yeniden doğmuşçasına, her şeyin bittiği sanılan o noktadan atılacak bir adıma ihtiyacı olabiliyor. Yıkıntılara bakıp ağlamak yerine, ocağa çay koyacak iradeyi gösterebilmektir yaşamak.
Ancak kabul edelim ki, burası biraz cesaret ile şekilleniyor. Yeniden başlamak, dudaklardan dökülen süslü sözcüklerden ibaret değildir. Burada derin, sarsılmaz bir özgüven yatar. Neyi yapabildiğini bilmek, kendi küllerinden yeniden doğabileceğine inanmak yatar. Konfor alanının o sahte ve çürütücü güvenliğinden çıkıp, bilinmezin taze heyecanına kucak açmaktır cesaret.
Yoksa olduğunuz yerde, aynı gri günlerin içinde çırpınmaya devam edersiniz. Şebnem Ferah'ın o güzelim şarkısını sadece dilinizde mırıldanmakla yetinirsiniz. Ve en acısı nedir bilir misiniz? Gün gelir, sırf cesur adımlar atmadığınız için, sadece zihninizde kurup peşinden gidemediğiniz o parlak hayaller sizi kendi içinizde esir eder. Cesurca yaşanmamış her hayat, sahibine bir hapishaneye dönüşür.
Bugün, bu satırları okurken derin bir nefes alın. Ciğerlerinizdeki o rahatlığı hissedin. Karşınızda yazılmayı bekleyen tertemiz, umut dolu ve çok etkileyici bir başarı hikayesi duruyor. Eski sayfaları yırtıp atın. Kaybettikleriniz, kazanacaklarınızın teminatı olsun.
Hadi; kendinize güvenin, rüzgarı arkanıza alın ve taze bir çay koyun.
Sil baştan başlıyoruz!
