Geçen hafta, bir başkasına "el uzatmanın", yani yardım etmenin dışa dönük ve görünür gücünü konuştuk.
Hayatın o bitmek bilmeyen koşturmacası içinde, etrafımızda olup biten anları ne kadar fark ediyoruz? Geçen gün tam da bunu düşünüyordum.
Selamlar sevgili okurlar, Bu hafta sizlerle, hepimizin bir yerinden muzdarip olduğu, "Biz neden birlikte iş yapamıyoruz?" sorusunu masaya yatırmak istiyorum.
İletişim dünyasının en büyük paradoksuyla karşı karşıyayız: Tarihte hiç bu kadar çok konuşma aracımız olmamıştı ama hiç bu kadar az "anlaşamamıştık". Herkesin elinde bir megafon var; sosyal medyada, toplantı odalarında, e-postalarda herkes sürekli bir şey söylüyor. Peki, bu kadar gürültünün ortasında kim dinliyor?
Konfüçyüs'ün o meşhur sözünü hepimiz duymuşuzdur: "Sevdiğin işi yaparsan, hayatın boyunca bir gün bile çalışmış sayılmazsın." Sosyal medya akışlarımızı süsleyen, motivasyon konuşmalarının manşetini oluşturan bu cümle, özellikle bizler için modern bir kariyer ütopyası vaat ediyor.
Hayat koşturmacasında hepimiz bir "güç" peşindeyiz, değil mi? Daha güçlü bir kariyer, daha güçlü bir ekonomi, daha güçlü bir duruş...
Bir ormanı gezerken gördüğünüz heybetli ağaçların sessiz gücüne hayran kalırsınız. Yüzlerce yıl orada duran, fırtınalara direnen o sarsılmaz gövdeler, ölümsüzlüğün birer anıtı gibidir.
1. hafta: En sağlam kaleler içerden fethedilir Bazen bir yapı o kadar sağlam, o kadar parlak olur ki, kendi gölgesinde en kirli urları büyüttüğünü fark etmezsiniz.