Sahneler ne kadar da ışıltılı değil mi? Dev ekranlarda dönen "sürdürülebilirlik" vizyonları, yaka kartlarında parlayan "fırsat eşitliği" mottoları, mikrofonda yankılanan kadın istihdamı nutukları…
Sabah aynanın karşısına geçip bıyığımı burarken o tuhaf varoluşsal sancı yine yokladı beni. Kafka'nın Gregor Samsa'sı bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında kendini dev bir böceğe dönüşmüş bulmuştu biliyorsunuz. Biz de ülkecek bir sabah uyandık ve devasa bir "hizmet ordusuna" dönüştüğümüzü fark ettik.
Ekonomi gazeteciliğinin rutini aşağı yukarı bellidir; makroekonomik dengeler, sanayi üretimi, enerji güvenliği ve küresel ticaret rotaları...
Geçtiğimiz gün, Bakırköy'deki HOP Sahne'de (House of Performance) seyirciyle buluşan "Ben Fidel" oyununu izleme fırsatı buldum.
Günde tam 245 milyon bardak çay tüketiyoruz. Sudan sonra en büyük bağımlılığımız.
Kapalı kapılar ardında, havası özenle iklimlendirilmiş salonlarda toplanıp, dışarıdaki havanın geleceğine karar vermek günümüzün en büyük ironilerinden biri.
Yine masanın başında, önümdeki devasa istatistiklere bakıp kendi içsel enerjimin nasıl bu kadar çabuk bittiğini, oysa elin oğlunun elektriği nasıl gigavatlarca depoladığını düşünüyorum.
Westeros'ta kışın gelmesi yıllar sürer ama bizim iş dünyasında, özellikle TİM (Türkiye İhracatçılar Meclisi) seçimleri yaklaşırken buz gibi rüzgarların esmesi için bir WhatsApp grubunda "Görüldü" atılıp cevapsız bırakılması yeterlidir.