Dünya ayakta. Washington'dan Karakas'a hatlar kilitlenmiş durumda. Haber ajansları son dakika geçiyor:
Biz millet olarak misafirperverizdir. Kapımızı çalana "Tanrı misafiri" der, baş köşeye oturturuz.
Hani meşhur bir söz vardır; "Kel başa şimşir tarak" diye. Bizim memleketin su yönetimi de son günlerde tam olarak bu kıvamda.
Devlet yönetimi ciddiyet ister, ama en çok da "öngörülebilirlik" ister. Bir genç, üniversite sıralarını dirsek çürüterek bitirip, devletin en zorlu sınavlarına hazırlanırken tek bir şeye güvenir: Liyakatin ve emeğin karşılığını alacağına.
Geçtiğimiz günlerde rotamızı, Türk dünyasının parlayan yıldızı olmaya aday bir coğrafyaya, Nahçıvan'a çevirdik.
Önce atölyelerdeki dikiş makinelerinin sesi uzaklaştı kulaklarımızdan. Sonra organize sanayi bölgelerindeki tırların kontağı, başka ülkelerin garajlarında dönmeye başladı.
Hani o meşhur milat var ya; "İnternet gelecek, dertler bitecek." 90'ların sonunda, 2000'lerin başında bize satılan rüya tam olarak buydu. Bilgi otoyolları herkesi eşitleyecek, Afrika'daki bir çocukla New York'taki bir borsacı aynı bilgiye eriştiği için fırsat eşitliği kendiliğinden doğacaktı. Küresel dünyada kimse aç kalmayacaktı.
Türkiye ekonomisinin dış ticaret dengesi, yıllardır en çok konuşulan, üzerine en çok strateji geliştirilen alanların başında geliyor.