SON DAKİKA

Yeni düzeni okuyabilen kazanacak

Sultan Yılmazcan - sultanylcan@gmail.com Cumartesi 16 Mayıs 2026 02:00

Dünya ekonomisi uzun yıllar "küreselleşme" sayesinde sınırların giderek silindiği bir yapıya doğru ilerledi. Ancak son on yılda bu yön tersine dönmeye başladı.

Özellikle ABD ile Çin arasında derinleşen ticaret ve teknoloji rekabeti, artık yalnızca iki ülke arasındaki bir gerilim değil; küresel ekonomik düzenin yeniden şekillenmesine neden olan bir güç mücadelesi haline geldi.

Bugün gelinen noktada ABD’nin Çin’den yaptığı ithalatın payı son yıllarda belirgin biçimde gerilerken, Çin de üretim zincirini tek bir bölgeye bağımlı olmaktan çıkarma sürecine girdi. “Decoupling” ve “de-risking” politikaları, küresel tedarik zincirlerini yeniden tasarlıyor.

Üretim haritası yeniden çiziliyor

Pandemi sonrası kırılmalar bu süreci hızlandırdı. Küresel şirketler artık “en ucuz neresi?” sorusundan ziyade “en güvenli neresi?” sorusuna odaklanıyor. Bu nedenle üretim hatları Çin’den kısmen Vietnam, Hindistan, Meksika ve Doğu Avrupa’ya kaymaya başladı. Elektronikten otomotive, tekstilden beyaz eşyaya kadar birçok sektörde üretim çeşitlenmesi hız kazanırken, bu değişim sadece ekonomik değil aynı zamanda jeopolitik bir tercih haline geldi.

Türkiye bu tablonun neresinde?

Türkiye, bu yeni düzenin tam geçiş hattında yer alıyor. Avrupa Birliği’ne coğrafi yakınlığı, gümrük birliği avantajı ve lojistik sürede sağladığı hız, Türkiye’yi “yakın tedarik zinciri” stratejisinde öne çıkarıyor. Özellikle otomotiv yan sanayi, tekstil ve hazır giyim, beyaz eşya üretimi ve savunma sanayii gibi alanlarda Türkiye, Avrupa pazarına hızlı erişim sağlayabilen önemli üretim merkezlerinden biri haline gelmiş durumda. Son yıllarda Avrupa merkezli birçok şirketin üretim planlarında Türkiye’nin daha fazla yer almaya başlaması da bu dönüşümün somut göstergesi olarak öne çıkıyor.

Fırsat var ama otomatik değil

Ancak bu tablo Türkiye açısından otomatik bir kazanç anlamına gelmiyor. Çünkü küresel rekabet artık yalnızca ucuz iş gücü üzerinden yürümüyor. Yatırımcılar bugün özellikle maliyet ve kur istikrarına, hukuki ve yatırım güvenliğine ve enerji ile lojistik maliyetlerinin öngörülebilirliğine bakıyor. Türkiye zaman zaman bu alanlarda avantajlı bir konuma geçse de yaşanan dalgalanmalar, yatırım kararlarının hızını ve yönünü doğrudan etkileyebiliyor.

Yeni savaş: Teknoloji ve veri

Ticaret savaşlarının en kritik boyutu artık klasik ürünler değil, teknoloji üzerinden yürüyen rekabet haline gelmiş durumda. Çip üretimi, yapay zekâ altyapısı ve veri güvenliği bu yeni ekonomik düzenin merkezine yerleşirken, ABD’nin çip ihracat kısıtlamaları ve Çin’in buna karşı geliştirdiği yerli üretim hamleleri bu mücadelenin en net örneklerini oluşturuyor. Bu durum, artık “kim daha çok üretiyor?” sorusundan çok “kim daha ileri teknoloji üretiyor?” sorusunu belirleyici hale getiriyor.

Riskler göz ardı edilmemeli

Bu yeni düzende fırsatlar kadar riskler de büyüyor. Küresel talep daralmaları, bölgesel savaşların tedarik zincirlerini etkilemesi, enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar ve finansal piyasalarda artan belirsizlik, üretim merkezlerinin kırılganlığını artıran başlıca unsurlar olarak öne çıkıyor.

Yeni düzeni okuyabilen kazanacak

Küresel ticaret savaşları aslında bir ekonomik yeniden paylaşım sürecidir. Görünürde ülkeler rekabet ediyor gibi dursa da aslında yeni bir üretim haritası sessizce yeniden çizilmektedir. Bu süreçte kazananlar yalnızca büyük ekonomiler değil; hızlı uyum sağlayabilen, üretim modelini dönüştürebilen ve teknolojiye entegre olabilen ülkeler olacaktır.

Türkiye için temel soru artık nettir: Bu yeni ekonomik düzenin üretim merkezi mi olacak, yoksa sadece geçiş hattı olarak mı kalacak?

Cevap, atılacak yapısal adımların hızında saklıdır.