SON DAKİKA

Okullar neden mezarlığa dönüştü?

Sultan Yılmazcan - sultanylcan@gmail.com Cumartesi 18 Nisan 2026 02:00

Öncelikle Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'da yaşanan olaylarda hayatını kaybedenler için başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Eğitim kurumlarında yaşanan bu tür olaylar, yalnızca yerel bir güvenlik sorunu değil, toplumun tamamını ilgilendiren ağır bir sosyal kırılmadır.

Türkiye, bu hafta okullarda yaşanan saldırılarla sarsıldı. Sınıflarda duyulması gereken sesler zil, ders anlatımı ve çocuk kahkahasıyken; yerini silah sesleri aldı. Normal şartlarda bir çocuğun en güvenli alanı olması gereken okullar, artık güvenlik tartışmalarının merkezine oturmuş durumda. Anne çocuğunu okula bırakırken içinin rahat olması gerekirken, bugün bu güven duygusu ciddi biçimde zedelenmiş durumda.

Olayların ardından en çok sorulan soru değişmiyor: Bu çocuklar nerede, nasıl ve hangi koşullarda büyüdü? Çünkü şiddet, bir anda ortaya çıkan bir sonuç değildir. Öncesinde uzun bir birikim vardır. Sertleşen kelimeler, öfkeye dönüşen bakışlar ve giderek duyarsızlaşan bir iç dünya… Toplum olarak uzun süredir öfkeyi, sertliği ve çatışma dilini fark etmeden normalleştiriyoruz.

Bu noktada sadece bireysel nedenleri değil, sosyal etki alanlarını da konuşmak gerekiyor. Televizyon ekranlarında ve dijital mecralarda şiddetin giderek daha görünür hale gelmesi dikkat çekiyor. Çukur, Yargı ve Kızılcık Şerbeti gibi yapımlarda şiddet, çatışma ve suç temalarının yoğunluğu, özellikle genç izleyiciler üzerinde tartışma konusu olmaya devam ediyor. Benzer şekilde PUBG gibi bilgisayar oyunlarında şiddetin bir kazanma mekanizmasına dönüşmesi, çocukların algı dünyasında bu davranışları normalleştirme riskini artırıyor.

Ancak asıl mesele daha derinde yatıyor

Uzmanların da sıkça vurguladığı gibi, çocukların iç dünyasında güçlü bir vicdan ve değer sistemi oluşturulmadığında, dış etkenler çok daha belirleyici hale geliyor. Vicdan, merhamet ve insan hayatına saygı gibi temel değerlerin yeterince içselleştirilmemesi, boşluk alanı yaratıyor. Bu boşluk ise çoğu zaman şiddet, öfke ve anlamsızlıkla doluyor. 

Dini ve ahlaki değerlerin zayıfladığı, vicdan ve sorumluluk bilincinin geri planda kaldığı bir ortamda, genç neslin sağlıklı bir ahlak muhasebesi yapabilmesi giderek zorlaşıyor. Çocuklar; aileden, okuldan ve toplumdan gelen farklı etkiler arasında şekilleniyor ve çoğu zaman bu süreçte yönlendirilmeye açık hale geliyor.

Bugün gelinen noktada, bu olayları yalnızca “bireysel sapma” olarak değerlendirmek yeterli değil. Eğitim kurumlarının güvenlik yapısı kadar, sosyal ve psikolojik altyapısı da tartışılmak zorunda. Rehberlik sistemleri, aile yapısı ve toplumsal iletişim dili bu tablonun ayrılmaz parçalarıdır.

Okul, toplumun aynasıdır

Sormamız gereken temel soru hâlâ aynı: Okullar ne zaman bu kadar güvensiz hale geldi? Bu sorunun yanıtı tek bir güne değil, uzun bir sürece işaret ediyor. Toplumun kırılganlaştığı her dönemde, bu kırılma en önce eğitim kurumlarına yansıyor. Çünkü okul, toplumun aynasıdır.

Bugün yaşananlar bize çok net bir gerçeği gösteriyor: Bir toplumun en hassas yeri okullardır. Orada oluşan her kırılma, aslında gelecekteki kırılmanın habercisidir. Güvenin, merhametin ve sağlıklı iletişimin zayıfladığı her yerde, en önce çocuklar etkilenir.

Bu yüzden mesele sadece bugün yaşanan olaylar değildir. Mesele, yarını nasıl kuracağımızdır. Eğer çocukların dünyasını anlamayı, onları dinlemeyi ve doğru değerlerle buluşturmayı ihmal edersek, konuştuğumuz her yeni olay sadece bir tekrar olacaktır.

Ve belki de en önemli soru şudur: Biz bu tabloyu sadece izleyenler mi olacağız, yoksa değiştirenler mi?