SON DAKİKA

Uzaya çıkıyoruz ama Ardahan'da inecek var

Hakan Özbay Salı 14 Nisan 2026 02:00

Bu yıl 15'incisi düzenlenen Uluslararası Ekonomi Zirvesi için adresimiz Sakarya Sapanca'ydı.

2012 yılından beri Capital, Ekonomist ve Start Up dergilerinin büyük bir emekle omuzladığı bu zirvede, dışarıdaki doğanın o hiçbir şeyi dert etmeyen umursamaz havasıyla, içeride konuşulan milyar dolarlık vizyonların ağırlığı birbirine karıştı. Rüzgarın esintisiyle sallanan ağaçların kayıtsızlığı bir yana, salonun içinde Türkiye'nin geleceğini şekillendirecek o ciddi makroekonomik tablolar bir yanaydı. İnsanın doğaya bakıp her şeyi boş veresi gelirken, kürsüden yankılanan hedeflerle bir anda silkelenip gerçeğe döndüğü, ironisi yüksek ama bir o kadar da ayakları yere basan iki gün geçirdik.

İşte bu tezatlığın içinde, ilk gün Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek kürsüdeydi. Rakamların o rasyonel dilinin arasından çok net bir hedef yankılandı: "Demiryollarına 70 milyar dolar yatıracağız." Bu, masaya yumruğunu vuran, küresel ticarette kartları yeniden dağıtacak çapta bir hamle. Özellikle ZengezurKoridoru'nu, lojistiğin o devasa çarklarını ve ülkenin jeopolitik konumunu düşündüğümüzde yatırımın büyüklüğü şapka çıkarılacak cinsten.

Fakat işin içine bizim o meşhur, trajikomik gerçekliğimiz girmeden olur mu?

Ortada 70 milyar dolarlık devasa bir yatırım planı ve kıtaları birbirine bağlayan koca bir vizyon varken, aklıma yapmış olduğum bir haberin başlığı geldi: 'ZENGEZUR KORİDORU AÇILIYOR, RAY VAR, İSTASYON YOK'.

Ardahan'dan bir tren geçiyor sayın okur. Demir raylar var, vagonlar var, o meşhur ritmik sesler var. Ama istasyon yok! Tren, Ardahanlılara şöyle bir bakıp, "Hiç rahatınızı bozmayın, ben geçip gidiyorum" dercesine usulca süzülüp kayboluyor. Yatırım muazzam, bütçe çok iyi ama her şeyden önce, o 70 milyar dolarlık devasa pastanın ufak bir dilimiyle şu Ardahan’a bir istasyon yapsak da, memleketin treni memleketin toprağında bir soluklansa fena mı olur? Şehirden geçip giden ama bir türlü duramayan tren, modern zamanların en absürt metaforu olarak karşımızda duruyor.

Demir yolundan uzay mekiğine

Zirvenin ikinci gününde ise Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır sahnedeydi. Biz tam yeryüzünün çelik raylarına, Zengezur'un lojistik hesaplarına adapte olmuş, kafamızda vagonları sayarken, Sayın Bakan'ın ufuk açan konuşmasından benim anladığım ve çıkardığım özet şuydu: Uzaya gideceğiz, Ay'a çıkacağız. Sapanca'nın o hiçbir şeyi dert etmeyen dingin sularına bakarak çayımızı yudumlarken, bir anda atmosferi delip Ay yüzeyine inme fikri insanda tuhaf bir şok yaratıyor. Düşünsenize; dışarıda rüzgar usulca esiyor, ağaçlar kendi halinde sallanıyor, biz ise içeride galaksiler arası rotalar çizip, kozmik vizyonları masaya yatırıyoruz. Salon bir anda Cape Canaveral Uzay Üssü'ne döndü. İnsan o an oturduğu konferans sandalyesine emniyet kemeriyle bağlanıp, 'Sapanca, bir sorunumuz yok, kalkışa hazırız' demek istiyor.

Elbette gideceğiz. İnsanlığın o bitmek bilmeyen keşif arzusuyla yıldızlara da ulaşacağız. Yalnız insan şu ironiye tebessüm etmeden duramıyor; Ay'a gidecek o muazzam mekiğin rotasını milimetrik hesaplarken, Ardahan'da o trenin duracağı küçücük bir peronu es geçmemiz tam da bize has, o absürt gerçekliğimiz değil mi? Ay'a çıkalım, galaksiler arası lojistiği de çözelim ama yörüngeye oturmadan önce ilk iş Ardahan'a tren istasyonu yapalım.

Bütün bu ironik hallerimizin ötesinde, iki gün boyunca bizi bu ufuk açıcı panellerle buluşturan başarılı bir organizasyon vardı. Bu zorlu işi sırtlayan, ekonominin nabzını Sapanca'nın doğasında başarıyla tutan Talip ağabeye yani Ekonomist Dergisi Yayın Yönetmeni Talip Yılmaz başta olmak üzere, yazı işleri ekibinden Sedef Seçkin Büyük, Ebru Fırat ve tüm ekibe hakkını teslim etmek gerek. Organizasyon gerçekten güzeldi; hem vizyonumuzu genişletti hem de memleketin hallerini kendi üslubumuzla düşünmemize zemin hazırladı.

Darısı, Ay'a inen mekiklerin ve Ardahan'da durmayı başaran trenlerin başına...