Kurumsal tüyme stratejisi
Sıradan bir plaza toplantısının ortasında kalsanız ve havada uçuşan kelimeleri bir ağla yakalayıp kavanoza doldursanız, muhtemelen içinden şu tür şeyler çıkar: Agile dönüşüm, odaklanma, portföy optimizasyonu, sinerji...
Bu kelimeler, kurumsal dünyanın en etkili ağrı kesicileridir. Bilanço kan ağladığında, Excel tablolarındaki devasa eksi haneleri kırmızıdan pembeye çevirmeye yararlar. Bunun en şahane, en taze ve en absürt örneğini bu hafta Sabancı Holding – CarrefourSA cephesinde izliyoruz.
Yıllardır "perakendenin devi", "alışverişin süperi" diye parlatılan CarrefourSA... Geçtiğimiz yıl milyarlarca lira zarar etmiş, sırtında 20 milyar liraya yakın devasa bir borç küfesi var. Bildiğiniz gemi batıyor. Peki, Sabancı Holding bu devasa finansal enkazı A101’in sahibine devrederken durumu basına nasıl açıklıyor dersiniz? "Ana amaç portföyü büyütürken getiriyi artırmak, kaynaklarımızı daha yüksek alanlara yönlendirmek..." Meali: Batıyoruz, gemiyi terk ediyoruz ama sorsanız stratejik olarak sadeleşiyoruz!
Bu durum bana hep su alan bir geminin güvertesinde verilen o şatafatlı PR kokteyllerini hatırlatıyor. Alt katta makine dairesini su basmış, gemi yan yatmış, ama yönetim kurulu güvertedeki şezlongların yerini değiştirip yolculara "İşte yeni nesil, rüzgarla uyumlu, aerodinamik seyahat deneyiminiz!" diye bağırıyor. Kurumsal dünyada "sadeleşme" masalı tam olarak budur. 20 milyarlık borcu bir başkasına devredip "getirisi yüksek alanlara odaklanıyoruz" derseniz, o kriz bir anda buharlaşır ve siz de koca bir fiyaskodan vizyonerlik destanı çıkarırsınız.
İşin rakamsal ve kültürel boyutuna bakınca tablonun absürtlüğü daha da katlanıyor. Sabancı ve Fransız Carrefour Grubu'nun ellerindeki yüzde 89,28’lik devasa payı tek kalemde kime devrettiğine bir bakın: Yeni Mağazacılık A.Ş., yani hepimizin bildiği adıyla A101. Bir tarafta bin küsur şubesinde ithal peynirler, egzotik ejder meyveleri ve taze deniz ürünleriyle "premium" bir yaşam tarzı satan devasa bir yapı; diğer yanda 13 binden fazla şubesiyle palet üzerinden indirimli tuvalet kağıdı ve perşembe günleri "aktüel ürün" satan sokak arası devi. Bu sadece basit bir hisse satışı değil; plaza dilindeki o süslü "segmentasyon" masalının, Türkiye'nin enflasyonist duvarına toslayıp üç harfli market gerçeğine kayıtsız şartsız teslim oluşudur.
İşin en kara mizah tarafı ise devasa hipermarketlerin, "gurme" reyonların ve o fiyakalı Fransız perakende kültürünün dönüp dolaşıp finalde A101 poşetine girmesi. Yıllarca tüketiciye Avrupa standartlarında yaşam tarzı satmaya çalışıp, finalde kasadaki nakit bitince o meşhur "Harca harca bitmez" diyen indirim marketinin kalesine sığınmak... Kredi faizleri yüzde ellileri, enflasyon yüzde yetmişleri vurana kadar kimsenin aklına gelmeyen o "yeni odak", şirket nefessiz kalınca aniden muazzam bir aydınlanma anı oluveriyor.
Tabii bu "stratejik vizyonun" bir de şirket koridorlarındaki yankısı var. Yönetim katında milyonluk huzur hakları "portföy optimizasyonunu başarıyla yönettik" kılıfıyla dağıtılmaya devam ederken, nedense "çeviklik" kılıcı hep ilk olarak alt kademedeki kasiyerin, depo çalışanının tepesine iniyor. Kâr marjları yüksekken dillerden düşmeyen o meşhur "biz büyük bir aileyiz" tablosu, rüzgar tersine döndüğünde hızla duvardan iniyor ve yerine "kaynakların verimli kullanımı" isimli buz gibi bir Excel çizelgesi asılıyor.
Rakamların yalan söylemediği, sadece janjanlı kelimelerle maskelendiği bir dönemden geçiyoruz. Şirketlerimiz o kadar esnek ki, uçurumdan düşerken bile bunu "yerçekimiyle sinerji yaratarak dikey büyüme" olarak pazarlayabiliyorlar. Belki de ekonomi sayfalarında artık sadece bilançoları değil, batan gemiden filikaya atlayanların bu "satır arası" çevirilerini de yayımlamamız gerekiyor.
