İttifak şart mı?
Putin'in Çin seyahati sırasında yaşanan bir olay bu makaleyi yazmama neden oldu. Rusya ile Çin'in arasında çok sayıda petrol ve gaz nakil hattı var. İki devlet, Rusya'nın sevk edebileceği ilave gazı olduğundan, dünyanın en yüksek kapasiteli doğalgaz nakil hatlarından biri olarak planlanan Sibirya'nın Gücü-2'nin inşa edilmesi konusunda anlaşmıştı. Putin'in seyahati sırasında imzalanması planlanan anlaşma, iki devletin imzaladığı en yüksek tutarlı anlaşma olacaktı.
Anlaşma iki taraf içinde çok önemliydi. Rusya’nın doğalgazda büyük hacimde alım yapan iki müşterisi var: Çin ve Türkiye. Çin Türkiye’den çok daha fazla alım yapıyor. Rusya’nın daha uzun yıllar Avrupa’ya satış yapılması mümkün değil. Ambargo nedeniyle yeni müşteri bulamıyor. Bu nedenle elli yıl boyunca her yıl 13 milyar dolar nakit akışı sağlayacak olan bu hat mühimdi.
Çin dünyanın en büyük enerji ithalatçısı. Bu hat inşa edildiğinde Çin’in Hürmüz’e olan bağımlılığı azalacaktı. Bu zorunluluklara rağmen anlaşma imzalanamadı. Zira mevcut nakil hatlarından gelen doğalgazın metreküpüne 258 dolar ödeyen Çin, hiç beklenmeyen bir teklif yaparak yeni hattan sevk edilecek doğalgazın metreküpünü 50 dolardan istedi.
Fiyat konusunun gündeme geleceğini beklemeyen Putin 50 doları duyunca tercüme hatası var sanıyor. Bir hata olmadığını anlayınca Şi’ye ‘’Şu an 258 dolardan sattığımız doğalgazı neden 50 dolardan verelim?’’ sorusunu yöneltiyor. Şi ‘’Avrupa’ya gaz satamıyorsunuz. Türkiye daha fazla gaz alamaz. Tek müşteriniz biziz. Gazı iç piyasaya 50 dolardan veriyorsunuz. Bize de bu fiyattan verin’’ diyor.
Putin ‘’Trump’la 600 dolardan gaz almak üzere anlaşma imzaladınız’’ mukabelesinde bulunuyor. Şi ‘’O siyasi bir anlaşma. Biz her yerden gaz alabiliriz ama siz bizden başkasına satamazsınız’’ diyor. Neticede anlaşma imzalanmıyor. Tek başına bu olay bile devletlerin kurulan ittifaklara bel bağlamaması gerektiğini gösteriyor.
Tarihimiz ittifaklara güvenmememiz gerektiğini gösteren olaylarla dolu. Bunlardan en önemlisi Osmanlıları yıkılmaya götüren ittifak değişiklikleridir. Napolyon’un Mısır’ı işgaline kadar, yaklaşık üç asır Osmanlıların Batıdaki müttefiki Fransa’dır. Yüzyıllardır birlikte hareket ettiğimiz müttefikimiz, ittifaka halel getirecek herhangi bir şey yapmamamıza rağmen, hiç beklemediğimiz bir hamle yaparak Mısır’ı işgal etti.
Bu işgalle birlikte üç asırdır süren Osmanlı-Fransa ittifakı bitti. Napolyon’un mağlup ve tasfiye edildiği 1815 yılından itibaren müttefikimiz İngiltere’dir. Yeni ittifak iki devlet içinde tercih değil zorunluluktu. Osmanlı zayıflamaktadır. Komşuları Avusturya ve Rusya’nın topraklarında gözü vardır. İngiltere dönemin süper gücüdür. Tarihte Osmanlı-İngiltere savaşı yoktur. Komşumuz olmadığından topraklarımızda gözü olması mümkün değildir. Osmanlıları Rusya ve Avusturya’dan koruyabilecek yegane devlet İngiltere’dir.
Fransa mağlup edildikten sonra İngiltere’nin en güçlü rakibi Rusya’dır. Avrupa’nın en güçlü ikinci devleti olan ve Doğu’ya doğru genişleyerek güçlenen Rus Çarlığı, süper güç olma istidadı taşımaktadır. Eksiği, açık denizlere erişimi olmaması yani kara devleti olmasıdır. İki devlet İran ve Afganistan’da karşı karşıya geldiğinden Rusya’nın genişlemesi, İngiltere’nin Doğudaki sömürgelerini riske etmektedir. Londra bu nedenle Rusya’ya karşı Osmanlıyı destekler. Hatta Rusya’ya karşı Fransa’yla birlikte Osmanlıların yanında Kırım Harbine katılır. Bu destek olmasa Ruslar İstanbul ve Boğazları kolaylıkla işgal eder ve açık denizlere ulaşırlardı.
Prusya’nın Alman birliğini sağlaması, Avusturya’yı yenmesi ve 1871 yılında Paris’i ele geçirmesi İngilizlerin tehdit algısını değiştirir. Artık rakibi Prusya öncülüğünde kurulan Alman İmparatorluğudur. Müttefikleri Almanya’nın güçlenmesinden çekinen Rusya ve Fransa’dır. İngiltere Osmanlı topraklarını ödül olarak dağıtır yeni müttefiklerine. İstanbul, Boğazlar ve Karadeniz Ruslara Cezayir, Tunus, Suriye, Lübnan ve Güney Anadolu Fransızlara Libya, Somali ve Antalya İtalyanlara İzmir, Ege ve Trakya Yunanlara düşer.
Görüldüğü gibi dengeler değişince ittifaklarda değişir. Bir anda ortada kalabiliriz. Bununla birlikte süper güçlerin bile ittifaklara ihtiyaç duydukları, yani ittifaksız olmayacağı su götürmez bir gerçektir. Avrasya ittifakının bir işe yaramadığı ortada. NATO çatırdasa da kolay kolay dağılmaz. Şu an itibariyle dünyadaki en sağlam ve güçlü ittifak.
NATO’da veto hakkımızın olması temel dayanağımız. Bu hak olmasaydı İsrail ve Rum Kesimi çoktan NATO’ya üye olmuştu. Bununla birlikte NATO üyelerinin yani sözüm ona müttefiklerimizin ülkemize verdikleri zararlar saymakla bitmez. Bu zararları büyük bedeller ödeyerek, gençlerimizi şehit vererek, kendi gücümüzle aşabildik.
TDT askeri bir ittifak değil. Askeri ittifaka dönüştürme niyetimiz var. Bu olsa bile kısa vadede bizi korumaz. Bizden daha zayıf olan Türk devletleri için bir kalkan olur. Stratejimiz NATO içindeki pozisyonumuzu güçlendirmek olmalı. NATO’nun yanında Pakistan, Suudi Arabistan, Mısır ve Katarla ittifak kurmalıyız. Bu ittifak hem nükleer caydırıcılığa sahip olmamızı sağlayacak hem de finansmana. Para olursa savunma sanayinde daha iddialı oluruz. Hedeflediğimiz noktalara daha kısa sürede geliriz.