Dolar $
15,99
%0.00 0.00
Euro €
16,80
%0.00 0.00
Sterlin £
19,85
%0.00 0.00
Altın
938,81
%0.00 0.00
SON DAKİKA

Taraf olmanın, FELSEFESİ…

38 yıl önce Trabzon'da çocukken kutladığımız bir şampiyonluk hatırlıyorum 9 yaşındaydım. O yıl maçların büyük kısmına Avni Aker stadında babamla giderken, faroz'lu çılgınların arasında maç seyreden bir çocuk olarak taraftar zehirlenmesi denen şeyi yaşadığımı düşünüyorum.

Stefan Zweig’in Satranç kitabında kullandığı bir tabirdir bu. Yani maçı beyninde yaşamak, kazanmaktan başka bir ihtimal düşünememek ve kaybedince oturup ağlamak. Taraftarların uzun sokaktan meydana inerken tezahüratlarını dün gibi hatırlıyorum.

O gün bu sevinç, 38 yıl yaşanmayacak bir daha, iyice yaşa deselerdi, inanmazdım sanırım, çocuktum. O zaman farklıydı her şey, futbolcular bir maçı kaybettiler mi soyunma odasından çıkamaz ağlarlardı. Bir hafta halkın içine çıkamazlardı. Uzun sokakta kimse göremezdi onları. Çünkü ilk 11’de oynayan futbolcuların en az 8 tanesi Trabzonlu olurdu. Şimdiki yabancı futbolcular gibi kulaklık takıp, ağızlarında sakız ile yürüyüp gitmezlerdi otobüse. Benim hatırladığım, Dobi Hasan, İskender, Kaleci Şenol, Tuncay, Lemi, Küçük Hamdi, Küçük Şenol, Necati, Kemal, Hami Mandıralı çok onurlu, fedakar futbolculardı.

Dün akşam televizyona bakarken aklımdan geçen ilk şey artık bu şampiyon olamama laneti kırılmıştı.

İnsan böylesine kısa sürecek bir mutluluğun peşinden 38 yıl gider mi ?

1976 hafta, 1368 lig maçı …

Çok tuhaf bir duygudur taraftar olmak, taraf olmak.

O an transa geçilir belli bir süreliğine, sanki hayatta gerçekleştiremediğin tüm önemli şeyler o an, o maça indirgenir beynindeki kurguda.

Bir türlü istediklerini yapmasını sağlayamayan ve aslında hiç düşünmediği bir işte çalışırken kendisine tanımladıkları o sefil maaşın asla yetmemesinin yarattığı kin ve öfke çıkıverir içinden, taraf olanın kaybederken aslında hep o his vardır kafasında, hayatın bir türlü engelleyemediğimiz adaletsizliği …

Belki istemediği, sevmediği bir işi yapıyordur, hayalini kurduğu okula gidememiştir, sevdiği kızla başkası evlenmiştir kısaca hayatın ona vermekte cimri davrandığı ne varsa o an o maçta sanki kazanırsa, 5 dakikalığına da olsa kaybedenler kulübünden istifa edecek farklı bir kimliğe bürünecektir.

Yıllarca fedakar Anadolu insanının, emektar bir kabullenişle kaybetmesi ve İstanbul takımlarının parayı vererek aldığı iyi futbolcularla aslında hiç hak etmedikleri şampiyonluklar vardır bilinç altında bu insanların, insanlarımızın.

Bir şehir düşünün insanları ne yaparsa yapsın 1 hafta boyunca hep hafta sonu oynanacak maça gelir konu. Dükkanın önünde oturup çay içerken, gazetelerin spor sayfaları karıştırılırken, malübiyetin nedenleri konuşulurken yada hakem suçlanırken.

Fenerbahçe, esnafın gözünde, Türk filmlerinde işe hep hile karıştıran zengin kötü adamdır, mesela Kenan Pars gibidir. Zengindir hiçbir zaman işini şansa bırakmak istemez eğer para ile satın alamazsa, kazanmak için her şeyi yapabilir. Ali Şen, Aziz Yıldırım ve şimdi Ali Koç, Galatasaray taraftarlarının deyimiyle, zengin bir ailede dünyaya gelmekten başka hiçbir başarısı olmayan, yalı çocuğu …

Fenerbahçe’ye diğer tüm futbol kulübü taraftarlarının bu kadar ciddi tepki göstermesinin altında yatan sebep bence bu kötü imajıdır.

Oysa Trabzon, Anadolu’nun kendi imkanlarıyla ayakta kalabilen, mütevazi, hırslı ancak daha önce şampiyonluğu İstanbul’dan alıp kendi şehrine götürebildiği için başarıyı tatmış bir takımdır, onurlu bir şehirdir. Yani kapitalist sistemin, gücü elinde bulunduran o göbekli puro içen kötü adamlarından, alın teri ile şampiyonluğu söküp alabilen en başarılı Anadolu kulubüdür. En azından 7 lig şampiyonluğu, 9 Ziraat Türkiye kupası, 9 Süper kupa’ya sahip olan başka bir Anadolu kulübü yoktur.

Bence bu imajlar değişmeli artık yani takımlar, insanlarla değişmeli …

Taraftar olmak, taraf olmanın paradigması yeniden yazılmalı.

Dün, Abdullah Avcının basın toplantısında söylediği sözleri çok önemli buluyorum.

Ali Koç, Burak Elmas, Ahmet Nur Çebi’nin, Trabzonspor’u ve şampiyonluğunu karalamayarak tebrik etmeleri bence önemli bir mesafedir.

Taraf olmanın kaderinde bu vardır, kaybedebilme ihtimali ve kazananı alkışlamak …

Bu güzel değişimin meyvelerini vererek sonuçların Türk futboluna yansıması ise en büyük temennimdir.