SON DAKİKA
web
Turizm Pazar 14 Haziran 2026 02:49

RENKLİ VE DÜZENLİ BİR KAOSUN KENTİ: KOWLOON

Hong Kong'u ve özellikle Kowloon Bölgesi'ni tabiri caizse cebimin içi gibi bilirim. Gelin, bu hafta sizi çok sevdiğim Kowloon Bölgesi'ne götüreyim. Eğer ruhunuzda Uzak Doğu esintilerini hissetmeyi seviyorsanız, Kowloon'u da çok seveceksiniz

Renkli ve düzenli bir kaosun kenti: Kowloon

Deniz DİKMEN

İnsanın hayatında bazen iz bırakmış mekanlar, şehirler ve o kentin kendine has insanları vardır. Benim için Hong Kong kesinlikle böyle bir destinasyon. İş seyahatleri sebebiyle Uzak Doğu’nun bu çok özel kentine belki 60 kez gitmişimdir ve her seferinde oradan büyük bir keyifle döndüm.

Hong Kong’u ve özellikle Kowloon Bölgesi’ni tabiri caizse cebimin içi gibi bilirim. Hatta bazen Hong Konglu dostlarımın bile bilmediği gizli kalmış mekanları keşfeder, onları bu kaliteli ama gitmedikleri yerlere davet ederdim. Gelin, bu hafta sizi çok sevdiğim Kowloon Bölgesi’ne götüreyim. Eğer ruhunuzda Uzak Doğu esintilerini hissetmeyi seviyorsanız, Kowloon’u da çok seveceksiniz.

Kowloon-8

İki farklı dünyanın buluşması...

Resmi adıyla Çin Halk Cumhuriyeti Hong Kong Özel İdari Bölgesi, Güney Çin Denizi kıyısında, Pearl Nehri (İnci Nehri) deltasında konumlanıyor. Kent temelde iki ana bölgeden oluşuyor: İlki finansın kalbi olan Hong Kong Adası, diğeri ise adanın tam karşısında yer alan ve anakaraya bağlı olan Kowloon Bölgesi.

Hong Kong, oldukça dar bir alanda yaklaşık 7.5 milyon insanın yaşadığı, dolayısıyla dünyada nüfus yoğunluğu en yüksek olan metropollerin başında geliyor. Türkiye’den gece uçağına binip yaklaşık 11 saatlik bir yolculuğun ardından, ertesi gün akşamüstü Hong Kong Havalimanı’na varıyorsunuz. Türk vatandaşlarına vize uygulanmadığı için ülkeye giriş süreci oldukça zahmetsiz ve rahat ilerliyor.

Kowloon-2

Kusursuz bir düzen ve "Airport Express" konforu

Daha havalimanına ayak basar basmaz sizi karşılayan düzen ve disiplin hemen dikkatinizi çekiyor. Bagaj bölümünde bavullarınız bantlara gelişigüzel fırlatılmıyor; görevliler her bir valizi nizami bir şekilde yerleştiriyor. Bu küçük detay bile aslında çok farklı bir diyara geldiğinizi size fısıldıyor.

Bavullarımı alıp gümrüğü hızlıca geçtikten sonra ilk işim Airport Express İstasyonu’na koşmak olur. Çünkü bu şehre ulaşmanın en ekonomik, hızlı ve konforlu yolu trendir; sizi 45 dakika içinde kentin merkezine ulaştırır. Kowloon İstasyonu’nda inip yine son derece düzenli işleyen taksi durağından bir araca binerim. Burada herkes sırasını bekler. Taksiciyle hiçbir tartışma yaşamazsınız; mesafeniz veya gideceğiniz semt ne olursa olsun, sizi sorgusuz sualsiz istediğiniz yere götürür. Taksimetre ne yazarsa onu ödersiniz. Tek zorluk, telaffuz farkından dolayı gideceğiniz yeri anlatmak olabilir. Bazen konuşarak anlaşamasak da taksicilere yolu yazarak, çizerek, onlar gibi konuşarak bizzat tarif ettiğim çok olmuştur.

Kowloon-3

Victoria Limanı’na karşı yeşil çay keyfi...

Hong Kong seyahatlerimde konakladığım oteller genellikle Kowloon’un en güzel noktası olan liman bölgesinde yer alırdı. Özellikle bölgenin köklü otellerinden Shangri-La veya Marco Polo’da kalmak ayrı bir keyifti. Uzak Doğu’nun o meşhur misafirperverliğini daha kapıdan girer girmez hissederdiniz. Sizi tertemiz, sabun kokulu havlularla karşılar; kaydınız yapılırken soğuk içeceğinizi ikram ederler. Son derece nazik bir karşılamanın ardından odanıza kadar eşlik edilirsiniz. Odaya yerleştiğinizde ise, geleneksel bir Çin çay takımı eşliğinde yeşil çay ve meyve ikramı sunulur.

Benim odam genellikle, ikonik gökdelenlerin yükseldiği Hong Kong Adası’nı ve yolcuları karşı kıyıya taşıyan StarFerry denilen teknelerin ve feribotların süzüldüğü Victoria Limanı’nı görürdü. Özellikle akşamları tüm kentin ışıkları parıldadığında, limanda inanılmaz bir görsel ışık şölen ortaya çıkardı.

Kowloon-4

24 saat yaşayan sokaklar ve "Canton Road" ışıkları

Otele yerleştikten hemen sonra temiz hava almak, hareket etmek ve bir şeyler atıştırmak için kendimi dışarı atardım. Hong Kong’un en ünlü caddesi Nathan Road’un başlangıcı hemen buradadır. 24 saat canlı ve rengarenk olan bu caddede Uzak Doğu’nun o büyüleyici atmosferine kapılmamak elde değildir. Ya Nathan Road’daki onlarca restorandan birinde yemek yerdim ya da, otelin hemen önünden geçen Tsim Sha Tsui Waterfront Promenade boyunca yürüyüş yapıp deniz kıyısındaki uluslararası restoranların veya braserilerin birinde otururdum. Bazen tesadüfen Hong Konglu bir dosta denk gelir, beraber kahve içip sohbet ederdik. Gecenin ilerleyen saatlerinde ise, çevredeki barlardan Filipinli sanatçıların canlı performansları yükselirdi.

Hong Kong’a gittiğim ilk yıllarda ofisimiz, Tsim Sha Tsui’de, denizin hemen kıyısındaki muhteşem Harbor City’de bulunuyordu. Burası dünyanın en ünlü markalarının devasa mağazalarına ev sahipliği yapan, oldukça şık ve ikonik bir alışveriş kompleksidir. İçerisinde Gucci, Louis Vuitton, Prada, Chanel gibi modanın devleri ile Facesss veya Lane Crawford gibi şahane güzellik merkezlerinin de dahil olduğu yaklaşık 450 mağaza yer alır. Canton Road ve çevresindeki vitrinlerin tasarımı, ambiyansı gerçekten muazzamdır.

Öğle paydoslarında ofisten buralara inip iş arkadaşlarımızla değişik lezzetler deneyimlemek, harikulade süpermarketleri, pastaneleri ve kahve dükkanlarını keşfetmek her zaman çok keyifliydi. Harbor City’nin içinde bir de özellikle yabancı profesyonellerin (expat) üye olduğu ve misafirlerini ağırladığı muhteşem bir kulüp olan Pacific Club bulunurdu.

Kowloon-5

Tarih, kültür ve nostalji: Star Ferry

Kowloon’da sadece liman bölgesi bile başlı başına bir dünya. Limanın iskeleleri size eski Hong Kong’un hikayesini anlatır. Buradan kalkan geleneksel Star Ferry tekneleriyle Hong Kong Adası’na ve çevre adalara sürekli seferler düzenlenir. Bu hat, atmosfer olarak bizim Kadıköy-Eminönü vapur hatlarına çok benzer ve başlı başına çok keyifli bir deneyimdir.

Liman bölgesinde ayrıca harika bir Kültür Merkezi ve Müze bulunur. Fırsatınız olursa buradaki sergilere mutlaka göz atmanızı öneririm; gerçekten muhteşem koleksiyonlar sergileniyor ve harika konserler düzenleniyor. Şehirlerin gücünü simgeleyen saat kulelerinden biri de bu bölgede bulunur ve sosyal medya fenomenlerine başarıyla fon oluşturur. 

Yine aynı bölgede yer alan Heritage 1881 de geçmişin izlerini sürebileceğiniz bir diğer nokta. Günümüzde dünyanın en lüks saat ve mücevher markalarının dükkanlarına ev sahipliği yapan bu tarihi alanda, evlenen çiftler veya mezun olan öğrenciler fotoğraf çektirir. Noel ve yılbaşı dönemlerinde ise bölge büyük bir özenle süslenir, sokaklarda Noel müzikleri yankılanır. Burası aynı zamanda dev cruise gemilerinin demirlediği; Japonya, Çin veya Avustralya’ya hareket ettiği önemli bir limandır.

Benim de hafta sonları Heritage 1881’de oturup limanı yukarıdan izlemeyi en sevdiğim bir kafe-restoran vardı. Her seyahatimde mutlaka uğrar, asırlık Banyan ağaçlarının altında kahvemi yudumlarken huzur bulurdum. Orada otururken Hong Kong’un asırlar boyunca Uzak Doğu’nun en önemli stratejik noktası, finans ve lojistik merkezi, yani Batı ile Doğu’nun buluşma noktası olduğunu düşünürdüm.Her seferinde aslında ne kadar da tarihi ve özel bir bölgede bulunduğumu bilir Hong Kong asırlarca Uzak Doğu’nun çok önemli bir stratejik noktası , finans merkezi , limanı , Çin’den Avrupa’ya veya Amerika kıtasına lojistiğin sağlandığı bölge ve adeta Batı ile Doğu’nun buluştuğu bir yer diye dostlarıma anlatırdım. 

Kowloon-1

Yerel lezzetlerin peşinde

Akşamları Hong Konglu dostlarla buluştuğumuzda, ara sokaklarda dışarıdan gelen bir yabancının asla keşfedemeyeceği, tamamen yerel küçük deniz ürünü restoranlarına giderdik. Mekanda neredeyse benden başka yabancı misafir olmazdı. Dostlarım Çince sohbetlere dalar, fıkralar anlatıp eğlenirken, bir yandan da bana Hong Kong ve Çin kültürünün inceliklerini aktarırlardı.

Bazen meşhur Pekin ördeğini tatmak için yerel restoranlara gider, çay seremonilerine katılır; vaktimiz varsa da üşenmeyip Victoria Limanı’ndan teknelere binerek çevre adalara taze balık yemeye kaçardık.

Kowloon-6

Pazarlar, mabedler ve dinmeyen bir enerji

Pazar günleri ise, Kowloon’da Nathan Road’u bir ucundan diğer ucuna yürümek en büyük zevkimdi. Dükkanlar, eski hanlar, yerel dekorlar, metroya koşan insanlar, ikonik kırmızı taksiler, aralara gizlenmiş yeşil parklar ve tarihi mabedler... Hepsi inanılmaz ilginç ve eğlenceliydi. Mong Kok bölgesine geçtiğinizde ise elektronik çarşısı, Kadınlar Pazarı (Ladies Market), Yeşim Pazarı (Jade Market), Fa Yuen ve Temple Street gece pazarları, yerel sokak lezzetleri ve iğne atsan yere düşmeyecek o insan kalabalığı sizi karşılardı.

Anlatacak o kadar çok şey var ki... Benim için Uzak Doğu’nun kapısını aralayan, bana bu kültürü sevdiren ve harika dostluklar kazandıran olağanüstü modern, gelişmiş ama bir o kadar da geleneksel ruhunu korumuş bir şehirdir Hong Kong.

Bugün bile Hong Kong dendiğinde içimde bir özlem uyanır; burası zamanla benim için ailem gibi olan, severek hissettiğim bir kente dönüştü. Yakın zamanda buraya yeniden bir seyahat planlıyorum. O zaman size son yıllarda nelerin değiştiğini anlatır, Kowloon sokaklarını karış karış gezer ve belki yine yeni mekanlar keşfederim.

Eğer yolunuz bu kendine has kente düşerse, her bir detayını sindirerek gezmenizi tavsiye ederim. Özellikle alışverişi ve farklı kültürleri keşfetmeyi sevenler bu şehre bayılacaktır.