Dolar $
32.83
%-0.01 -0
Euro €
35.19
%-0.02 -0
Sterlin £
41.62
%-0.23 -0.09
Çeyrek Altın
4010.97
%-0.06 -2.51
SON DAKİKA

Kitaba, yazara ve eğitime değer vermeyen bir ülkede yaşamak…

İyi kitaplar okumak; geçmiş yüzyılların en iyi insanlarıyla sohbet etmek gibidir…

Descartes’in bu sözünü ilk okuduğumda üç beş saniye duraksayıp kitapları sayesinde sohbet ettiğim efsane yazarları, filozofları düşündüm ve hak verdim.

Bir kitabı okumak sadece yazarla sohbet etmek de değildi ayrıca, o yazarın yaşadığı dönemin tarihi, siyasal yapısı, sosyolojisi, inancı, özgürlük mücadelesi, haklarını savunması, savaşını verdiği önem verdiği konuları, teknolojik gelişmelerin toplumdaki yansımasını, ölüme karşı takındıkları tavrı, dikkatlice okunduğunda o döneme ait tüm önemli şifreleri yakalayabilirdiniz kelimelerin gölgesindeki paragraflarda…

Maalesef bu ülkede kitap okumak ve kitap yazmak hiçbir zaman yeterince önemli bir konu olamadı. Bunu üzülerek yazıyorum çünkü kitapların çoğu kez evde ki kütüphaneleri süsleyen birer dekor olduğuna şahit oldum sıklıkla…

Bu ülkenin yazarları hiçbir zaman bir pop şarkıcısı kadar önemsenmedi… Bir futbolcuya verilen önemin bir yazara karşı gösterildiğine hiç şahit olmadım, örneğin…

Yazarlar sıklıkla aydın kesim olarak hep başka mahallenin çocuğu olarak görüldü, garipsendi, çoğu kez konuşmalarında dinsel açıklar arandı ve ötekileştirilerek dışlandılar…

Bir kitap ilk piyasaya çıktığında yazarın duyduğu o heyecanı kimse onunla paylaşmadı mesela…

Kıytırık bir politikacı, saatlerce asla yapamayacağı vaatlerinin oluşturduğu yalanları insanlara anlatırken televizyonlardan, Nobel edebiyat ödülü alan bir yazar yine de önemsenmedi…

Köşe yazarları o kadar politize oldular ki fikir yazıları değil, politik magazin konularına rağbet gösterdiler tutunabilmek için ya da futbol yazmak daha kolay geliyordu çoğuna…

Maalesef hiçbir kitabın ilk baskısı, saçma sapan bir komedi filmi kadar rağbet görmemiştir bu ülkede…

Okumak öğrenmek bir kitabı bitirmek fikri hep başka bir tatile ertelenen garip bir olaydır. Günlük yaşam telaşları içinde bizim ülke olarak en az önem verdiğimiz konulardan sonuncusudur hatta…

Oysa hayatımızın kalitesini iki şey belirler, okuduğumuz kitaplar ve görüştüğümüz insanlar…

Böyle olmadığı için yani okumadığımız kitaplar bizi belli bir olgunluğa ulaştıramadığı için görüştüğümüz insanlarda maalesef aynı sığlıkta karşımıza çıkar ve biz hayatımıza, 2-0 mağlup devam ederiz…

En sıklıkla gözlemlediğim başka bir eksiklikte öğrenmeyi bırakma konusudur ülkemizde.

Okul bitti mi, öğrenilecek bir şey kalmamıştır artık sanki, bazıları kitaplarını ve ders notlarını yakar kurtulur, eskiciye verir kurtulur artık ihtiyacı yoktur onlara çünkü her şeyi biliyordur zaten.

Einstein’ın de söylediği gibi “Cahil insanlar kendilerini mükemmel görme, zeki insanlar ise yeteneklerini hafife alma eğilimindedirler…”

Oysa yaşam boyu eğitim denen bir kavram var ve benim çok önemsediğim bir konu bu, insan merakları, hobileri, keyif aldığı konularda öğrenmeye devam etmelidir.

Vücudumuzun nasıl vitamin ve mineraller konusunda beslenmeye ihtiyacı varsa beynimizin de ilgi alanımız doğrultusunda yeni öğreneceğimiz bilgilerle beslenmeye ihtiyacı vardır. Çünkü beyin kullanıldıkça, yeni bilgilerle donandıkça yenilenir saat gibi işlemeye devam eder. Aksine beyin kullanılmadıkça yeni bilgilerle karşılaşmadıkça geriler işlevini kaybetmeye başlar. Bu nedenle Japonlarda emeklilik düşüncesi ölmek gibi karşılanır insanın her yaşta bedenini ve beynini çalıştıracak ve keyif alacağı uğraşları olmalıdır.  

Eğitime, kitaplara ve yazarlara bakış açımız değişmediği sürece bu ülkede hiçbir şeyin düzeleceğine inanmıyorum…

Son tahlilde, Güney Afrika’da bir üniversitenin duvarında, eğitimin önemi çok güzel özetlenmiştir:

“Bir ülkeyi çökertmek için atom bombası ya da uzun menzilli füzelere ihtiyaç yoktur. Bunun için eğitim seviyesini düşürmek ve kopya çekilmesine müsaade etmek yeterlidir.

Bunun sonucunda hastalar doktorların elinde can verir. 

Binalar mühendislerin elinde çöker. 

Para ekonomistler elinde kaybolur. 

İnsanlık dinci akademisyenlerin elinde ölür.

Adalet hakimlerin elinde yok olur…”