Küresel ekonominin yeniden şekillendiği, ticaret savaşlarının yeni dengeler yarattığı ve ülkeler arasındaki ekonomik ilişkilerin siyasi ilişkiler kadar önem kazandığı bir dönemde yaşıyoruz.
Dünyada kargaşa devam ediyor. Bir gün savaş naraları atıp diğer sabah barış görüşmelerine hazır olan liderlerin ekonomisiyle uğraşırken her ülke kendi planlarını yapıyor. Avrupa da bir dönem mutlu huzurlu yaşadığı rüyadan yavaş yavaş uyanıyor.
Küresel piyasaların bugünlerde en fazla tartıştığı başlıkların başında, Ortadoğu'daki gerilimlerin ve Hürmüz Boğazı'na ilişkin risklerin petrol fiyatlarını yeniden 100 dolar seviyesine yaklaştırması geliyor. Bu gelişmenin merkezinde ise doğal olarak ABD Merkez Bankası'nın (Fed) nasıl bir politika izleyeceği sorusu bulunuyor.
Dünyamız bu yılı hep savaşlarla geçiriyor. Yılın yarısına da böyle bir stresle geldik. Milli takımımızın da katıldığı ABD, Kanada ve Meksika'nın ortaklaşa düzenlediği 2026 FIFA Dünya Kupası, bu yılın en güzel organizasyonlarından biri olmaya aday.
Geçen gün yabancı ekonomi dergilerini okurken hep konu dönüp dolaşıp yapay zekaya, oradan da işsiz kalacak kişilere geldiğini fark ettim.
Siz de görmüşsünüzdür haberlerde Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB) hayata geçirdiği Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile eğitim sisteminde kapsamlı değişiklikler başladı. Birçok başlık yeni eklendi.
Geçtiğimiz ay, küresel ekonomi için pembe tabloların yerini yeniden zorlu bir gerçekliğe bıraktığı, finans koridorlarında tansiyonun zirve yaptığı bir dönem oldu.
Ekonomi denildiğinde çoğumuzun aklına ilk olarak rakamlar gelir: büyüme oranları, enflasyon verileri, faiz kararları… Oysa ekonomi yalnızca sayılardan ibaret değildir. Asıl mesele, bu sayıların arkasındaki hikâyeyi doğru okuyabilmektir.