Şanlıurfa ve Kahramanmaraş bize ne anlatıyor?
Son günlerde içimizi sarsan iki olay… Bir ortaokul öğrencisi eline silah alıyor ve okula giriyor. Yaralananlar, hayatını kaybedenler var.
Şaşırıyoruz, üzülüyoruz… Ama geçiyoruz.
Oysa asıl soru şu:
Bu çocuk o noktaya nasıl geldi?
Çünkü hiçbir çocuk bir günde şiddet uygulamaz.
Şiddet, birikmiş bir duygudur: öfke, ihmal, değersizlik, anlaşılmama…
Bugün en büyük eksik şu:
Eğitim var ama değerler eğitimi yok.
Çocuklara bilgi veriyoruz ama anlam vermiyoruz.
Oysa çocuk sadece başarılı olmak değil, var olmak ister.
Ama biz ne yapıyoruz?
Kıyaslıyoruz, eleştiriyoruz, değersizleştiriyoruz.
Ve çocuk şunu öğreniyor:
“Ben yeterli değilim.”
Bir diğer önemli konu:
11–13 yaş, yani “çete yaşı.”
Bu dönemde çocuk aileden uzaklaşır, arkadaş grubuna yönelir.
Artık anne baba değil, arkadaş belirleyicidir.
Ve unutmayalım:
Duygular bulaşıcıdır.
Öfke de bulaşır, şiddet de…
Bugün okullarda gördüğümüz şey:
Yayılan öfke.
Bir çocuğun eline silah geçmesi sadece güvenlik sorunu değildir.
Bu, sorumluluk ve ahlak duygusunun eksikliğidir.
Ve çok kritik bir nokta:
İhmal ve yanlış destek yaklaşımı.
Bazı çocuklar destek alıyor ama doğru yerden değil…
Genel bir psikoloğa götürülüyor ya da birkaç görüşmeden sonra süreç bırakılıyor.
Oysa bu çocukların özellikle çocuk ve ergen psikoloğu tarafından değerlendirilmesi gerekir.
Çünkü çocuk ve ergen psikolojisi ayrı bir uzmanlık alanıdır.
Bu yaş grubunun dili farklıdır, ihtiyacı farklıdır, müdahale şekli farklıdır.
Ama biz ne yapıyoruz?
Ya yanlış uzmana gidiyoruz…
ya da “birkaç görüşme yeter” diyerek süreci yarım bırakıyoruz.
Ve çocuk şunu öğreniyor:
“Benim içimde olanlar önemli değil.”
Bugün asıl sormamız gereken şu:
Bir çocuk neden silaha ihtiyaç duyar?
Çünkü silah güçtür.
Ve kendini güçsüz hisseden çocuk, gücü yanlış yerde arar.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş bize şunu anlatıyor:
Çocuklar sessizce kırılıyor.
Ve biz hâlâ sadece sonucu konuşuyoruz.
Unutmayalım:
Çocuğun elinde silah varsa…
Orada sadece suç değil,
doğru anlaşılmamış bir çocukluk vardır.