SON DAKİKA

Konuta erişebilecek miyiz?

Çiğdem Men Çarşamba 26 Ağustos 2026 02:00

Son birkaç yılda fırlayıp giden konut fiyatları, eriyen alım gücü ve talebin çok gerisinde kalan arz, başımızı sokacak bir evi ihtiyaç olmaktan çıkarıp adeta lüks bir ayrıcalık haline getirdi.

Bugün eli yüzü düzgün, başınızı sokabileceğiniz bir daire satın almak için en az 10 milyon lirayı gözden çıkarmak gerekiyor. “Tamam, gözden çıkaralım” diyelim ama evdeki hesap çarşıya uyuyor mu? O para cepten çıkıyor mu?

Peki, ülkemizde geleneksel ev sahibi olma modeli neydi? Dişinden tırnağından artırdığın bir peşinatın olur, gerisini banka kredisiyle tamamlar, her ay peyderpey öder, günün sonunda evini barkını alırdın. Bugün ise konut kredileri tam anlamıyla “bir ev alıp üç ev parası ödeme” düzenine bağlanmış durumda. Hal böyle olunca kim, nasıl kredi çeksin? Hadi çekmeye niyetlendin diyelim; bankalar bile bu yüksek rakamları kredi olarak vermeye yanaşmazken vatandaş nasıl erişsin?

Şimdi bazıları çıkıp “Parası olmayan da ev almasın” diyebilir.

Peki ya kiralar ne olacak?

Kira fiyatlarının geldiği nokta, insanları ev sahibi olmaya mecbur bırakıyor. Bir ailenin insanca yaşayabileceği kiralık bir evin kapısı bugün 40-50 bin liradan açılıyor. Temmuz 2026 verilerine baktığımızda, Yeni Kiracı Endeksi bir önceki aya göre %1,7, yıllık bazda ise %32,4 arttı.

Yani kiracının da üstüne kilit vurulmuş durumda; ne ev alabiliyor ne de kirasını rahatça ödeyebiliyor.

Peki biz nasıl ev sahibi olacağız?

İnşaat firmaları kendi bünyelerinde “kira öder gibi”, “sıfır faiz” kampanyaları düzenliyor. Özel sektör ve kamu iş birliğiyle erişilebilir konut modelleri hayata geçiriliyor. Devlet dönemsel teşvikler açıklıyor.

Peki tüm bunlar yeterli mi?

Ne yazık ki hayır.

Günün sonunda sistem yine dönüp dolaşıp banka kredisine, yani tıkanan finansman kanallarına dayanıyor.

Çünkü bugün yalnızca konut fiyatı sorunu değil, finansmana erişim sorunu da yaşıyoruz.

Bir vatandaşın 10 milyon liralık bir konuta ulaşabilmesi için sadece evin fiyatını karşılaması yetmiyor. Peşinatı bulması, krediye erişebilmesi ve aldığı kredinin aylık ödemesini gelirine göre sürdürebilmesi gerekiyor.

Konut fiyatları yükseliyor, gelirler aynı hızda artmıyor. Kredi maliyetleri yüksek, kiralar yüksek. Üç taraftan sıkışmış bir vatandaş profili ortaya çıkıyor.

Özellikle gençlerin ve yeni ev kuracak ailelerin işi daha da zorlaşıyor. “Çalış, para biriktir, evini al” demek kolay. Ancak maaştan kira, faturalar, ulaşım ve mutfak masrafları çıktıktan sonra geriye ne kalıyor?

Damlaya damlaya göl olur diyoruz ama damlanın kendisi daha eve ulaşmadan faturaya gidiyorsa, gölü nasıl oluşturacağız?

Elbette konut arzının artırılması gerekiyor. Ancak sadece daha fazla konut üretmek de yeterli değil. Üretilen konutun vatandaşın satın alma gücüne uygun olması gerekiyor.

Çünkü konutun varlığı başka, konuta erişebilmek başka.

Özel sektörün “kira öder gibi ev sahibi ol” modelleri, sıfır faizli veya uzun vadeli kampanyaları önemli. Kamu tarafında sosyal ve erişilebilir konut üretiminin artırılması da önemli.

Bu nedenle konut politikasını yalnızca piyasa koşulları üzerinden değerlendirmek yeterli değil. Kira yükseldiğinde vatandaşın harcama gücü düşüyor. Konut fiyatı yükseldiğinde ev sahibi olma yaşı ileriye gidiyor. Kredi maliyeti yükseldiğinde konut talebi erteleniyor.

Bu döngüyü kırmak gerekiyor.

Sadece arzı artırmak yetmez. Sadece kredi vermek de yetmez. Sadece kira artışlarını konuşmak da yetmez.

Uzun vadeli ve sürdürülebilir bir konut politikasına ihtiyaç var.

Barınma hepimizin hakkı.

Konuta erişim için uygun finansman koşulları uygulanmaz ve kira baskısı azaltılmazsa, konut toplumsal bir mesele olmaya devam edecektir.

Artık sadece “daha fazla konut üretelim” demenin ötesine geçmek gerekiyor.

Asıl soru şu:

“Ürettiğimiz konuta vatandaş nasıl erişecek?”

Çünkü mesele sadece ev yapmak değil, insanları ev sahibi yapabilmek.