SON DAKİKA

Sömürgeciliğe karşı birlikte hareket etmek

Şakir Akça Çarşamba 26 Ağustos 2026 02:00

Dünya, Soğuk Savaş sonrasında terörle mücadele etme kılıfında, güçlülerin zayıflar üzerinde hâkimiyet kurma planları, haritalar üzerinde yeni sınırların çizilmesine olanak tanıyacak duruma doğru gitmektedir.

11 Eylül olayları, Amerika’nın kendi güvenliğini koruma şemsiyesinin altında, Ortadoğu başta olmak üzere 3. dünya ülkeleri iç karışıklıkların içine çekilmeye çalışılmış, 20 yıl sürecek Afganistan, Irak, Suriye, Libya, Cezayir, Tunus ve Mısır, bölgenin kaosa sürüklenmesine zemin hazırlamıştır.

2008 Küresel Krizi, piyasalar kendi kendini düzenler inancı bitti, devletler tekrar sahneye çıktı. Çin’in yükselişi, 2010’dan sonra dünyanın 2. ekonomisi oldu. Tek kutupluluk bitti, “ABD-Çin rekabeti” başladı. Popülizm ve sosyal medya, 2016, Brexit, Trump, dünya çapında “elitlere güvensizlik” bilgisi yerine dezenformasyon zemini oluştu. Ardından COVID-19, 2020 yılında küreselleşmeyi durdurdu. Ülkeler sınırlarını kapattı, tedarik zincirleri koptu, devlet her şeyi çözer algısı geri geldi.

Ukrayna-Rusya Savaşı, 2022 Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki büyük kara savaşı, sınırlar dokunulmazdır kuralı yıkıldı. Avrupa ve dünyada enerji-gıda krizi boy gösterdi. Gazze-İsrail, Kızıldeniz gerilimi 2023-2025, Ortadoğu’nun yeniden ısınmasına ve belirsizlik sürecini doğurmuştur.

Bölge artık yalnızca ABD-İsrail-İran rekabeti üzerinden okunabilecek bir yapı olmaktan çıkıyor. Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır, Katar ve Pakistan gibi aktörler daha bağımsız bir güvenlik mimarisi kurmaya çalışıyor. Suriye’de Esad sonrası dönemde Ankara’nın siyasi, askerî ve ekonomik etkisi belirgin biçimde arttı. Türkiye aynı zamanda Körfez ülkeleriyle ilişkilerini derinleştiriyor. İran savaşı sonrasında Türkiye’nin bölgesel rolünün genişlemesinin muhtemel olduğunu değerlendiriyor. Suriye’de Esad sonrası dönemde Ankara’nın siyasi, askerî ve ekonomik etkisi belirgin biçimde arttı.

Ağustos 2026’da Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı imzaladı. Hakan Fidan bunu NATO’nun 5. maddesine teknik olarak benzeyen karşılıklı savunma mekanizması olarak tanımladı. Mısır’ın da yapıya katılması gündemde. Bu, İran’a karşı kurulmuş klasik bir ittifak olarak görülmemeli; daha çok ABD güvenlik şemsiyesine tamamen bağımlı olmayan bölgesel caydırıcılık olarak okunabilir.

Esad’ın devrilmesinden sonra Suriye, İran’ın nüfuz alanından çıkarken, Türkiye’nin etkisinin arttığı bir ülkeye dönüşüyor. İsrail ise Türkiye’nin Suriye’deki askerî varlığının genişlemesini ciddi bir tehdit olarak görüyor. Ağustos 2026’da İsrail’in Suriye’deki Ebu Zuhur hava üssünü vurması Türkiye-İsrail gerilimini yeni bir seviyeye taşıdı. ABD şu anda Ankara ile Tel Aviv arasında çatışmayı önleyecek bir iletişim mekanizması kurmaya çalışıyor.

İsrail-Türkiye rekabeti, İran-İsrail rekabetinin yanına ekleniyor.

Bu çok önemli bir değişiklik. Önceden Türkiye’nin bölgesel stratejisinin ana rakibi çoğunlukla İran olarak görülürken, bugün Suriye üzerinden Türkiye-İsrail rekabeti de giderek belirleyici hale geliyor. ABD’nin Suriye özel temsilcisi Tom Barrack’ın son açıklamaları da bu gerilimin yanlış hesaplama sonucu doğrudan askerî çatışmaya dönüşebileceği endişesini gösteriyor.

İran savaşı, Körfez başkentlerinde “ABD bizi her koşulda korur” varsayımını zayıflatmış durumda. Suudi Arabistan bu nedenle Türkiye ve Pakistan’la savunma ilişkilerini güçlendirirken aynı zamanda Çin, Avrupa ve diğer aktörlerle seçeneklerini genişletiyor. Bölgedeki yeni eğilim, tek bir büyük güce bağlanmak yerine çoklu ortaklıklar kurmak. İran’ın bölgesel vekil ağları ve ekonomik kapasitesi ciddi baskı altında olsa bile Tahran hâlâ Hürmüz Boğazı, Irak, Lübnan ve bölgesel enerji hatları üzerinden ciddi bir pazarlık gücüne sahip. Son gelişmelerde İran’ın Körfez ülkelerine yönelik ekonomik baskı tehditleri de bu kapasitenin devam ettiğini gösteriyor.

Ankara artık Ortadoğu’da sadece bir tarafın müttefiki değil, yeni düzenin şekillenmesinde başlıca aktörlerden biri olmaya çalışıyor. Fakat bunun karşılığında İsrail’le Suriye üzerinden doğrudan rekabet riski de hızla yükseliyor.